© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

hurry up tomorrow: the weeknd ve mecburi suçları II

Haziran 19, 2025
Erdem Doğan

Paylaş

Etiyopya Kızıl Terörü (Qey Shibir)

Etiyopya ve bugünkü Eritre’de Derg rejiminin 1976-1978 yılları arasında diğer Marksist-Leninist gruplara karşı yürüttüğü şiddetli bir siyasi baskı kampanyasıydı. Qey Shibir, 1974 yılında İmparator Haile Selassie’nin devrilmesinden ve sonrasında başlayan Etiyopya İç Savaşı’nın ardından yaşanan siyasi istikrarsızlık döneminde Derg yönetimini pekiştirme girişimiydi. Qey Shibir, Rus İç Savaşı’ndaki Kızıl Terör örnek alınarak yürütüldü ve özellikle 3 Şubat 1977’de Mengistu Haile Mariam’ın Derg başkanı olmasından sonra yoğunlaştı. Qey Shibir sırasında yaklaşık 10.000 ila 980.000 kişinin öldürüldüğü tahmin edilmektedir.

Makkonen Tesfaye ‘Kızıl Terör’ nedeniyle batıya göçmüş birçok Etiyopyalı’dan biri. Kendisi Kanada’ya geldiğinde 8 aylık hamileydi. Oğlunu sağlıklı bir şekilde kucağına almasının kısa süre ardından sevgilisi tarafından terk edildi. Makkonen dünyanın hiç bilmediği, bambaşka bir yerinde oğlunu annesiyle birlikte yetiştirmek zorunda kaldı. Liseyi yarım bırakan oğlu 17 yaşındayken bir hafta sonu evi terk etti. Kendisine evi terk ettiği günü hatırlatması için bir sahne adı seçti ve telif sorunu yaşamamak adına bir ‘e’ harfinden feragat etti. Çok daha sonraları Makkonen’in oğlu; Amerika Birleşik Devletleri’nde Billboard dergisi tarafından haftalık olarak yayınlanan ve liste sıralamaları ABD’deki satışlara, çevrimiçi dinlemelere ve radyo yayınlarına dayanan Billboard Hot 100 listesinde 21.yüzyılın en çok dinlenen şarkısının sahibi oldu.

Hurry Up TomorrowThe Weeknd’in ölümünden önce herkesten -en çok da annesinden- af dileme albümü. Evet, bu albümün ardından The Weeknd ismi aktif olarak kullanılmayacak ve Abel Tesfaye sahne ismini ABEL olarak değiştirecek. Albüm boyunca af dileme ve ‘cennete’ erişme isteği gözümüze çarpıyor. Abel kendisini dünyanın en ünlü insanlarından biri yapan sahne personasını gömmenin ve meşhur ‘starboy’u arkasında bırakmanın derdinde. Yani tıpkı albümün en çarpıcı parçalarından olan The Abyss’te söylediği gibi, The Weeknd gözlerini onurlu bir şekilde kapatmak ve ABEL olarak yeniden açmak istiyor. The Weeknd’in Abelolarak görünür olmaya başlamak istemesi aslında sevenleri için bir sürpriz niteliği taşımıyor. Abel, 2023 yılında yayınlanan ve senaryosunu HBO’nun hit dizisi Euphoria’nınyaratıcısı Sam Levinson’la birlikte yazdığı -yapımı yine HBO tarafından üstlenen- The Idol dizisinin künyesinde de kendi ismiyle yer aldı. Dizide senaristlik dışında Tedros rolünü de üstlenen Abel’in oyunculuk performansı eleştiri aldı ve dizi ne onun müzikal ne de Sam Levinson’ın televizyon kariyerinin yakınından bile geçemedi. Hatta dizinin bir facia olduğu bile söylendi. Bu eleştirinin dahi dozajının fazla olduğu söylenemeyeceği ortadayken dizi -doğal olarak- ikinci sezon onayını alamadan iptal edildi.

Peki bu yazı neden Abel değil de annesinin hikayesiyle başladı? Çünkü bunu yapmamızı Abel istedi. Çünkü The Weeknd’in yeryüzündeki varlığı, Abel’in annesinin öyküsünü anlatması ve pişmanlığını dile getirmesiyle sona erdi. Bu minvalde, albümdeki ilk şarkı olan Wake Me Up’ın ilk cümlesinin, albümün tamamı dinlendiğinde bir özet niteliği taşıdığı anlaşılmakta. “All I have is my legacy” cümlesiyle başlayan albüm, The Weeknd’in ‘toprağa’ götürdüğü tek şeyin ‘mirası’ olduğunu vurguluyor adeta.”I’ve been losing mymemory – No afterlife, no other side – I’m all alone when it fades to black”. The Weeknd ölüyor ve yıllar boyunca işlediği mecburi suçların dışında tüm benliğiyle karanlığa karışıyor. Albümün içerisinde tabii ki konseptin dışına taşan şarkılar var fakat bu şarkılar albümün genel tavrını ve öyküsünü etkilemiyor. 

Albümün ilk şarkısı Wake Me Up’tan bahsettik. İkinci şarkı Cry For Me klasik bir The Weeknd şarkısı aslında. “In this penthouse prison, I’m alone – And I hope you’ll cry for me like I cry for you” diyor Abel. Net serveti yaklaşık 300 milyon dolar olarak tahmin edilen Abel, bu zenginliğin ve lüksün ardında ne denli yalnız olduğunu daha önceki albümlerinde yaptığı gibi bir kez daha dile getiriyor. Bu şarkı onun için ofiste sıradan bir gün. Asıl sıradan olmayan bu şarkının ardından gelen ve sadece 13 saniye süren I Can’t Fucking Sing isimli ses kaydı. Bu kayıt, 3 Eylül 2022’de Los Angeles’taki SoFi Stadyumu’nda gerçekleşen After Hours Til Dawn turnesi sırasında The Weeknd’in sesini kaybettiği ve konseri sadece iki şarkı sonra iptal etmek zorunda kaldığı anı yansıtıyor. Konseri iptal edeceğini duyurduğu anda, bir şeyi tüketemez hale gelince dünyayı yakmak isteyen Los Angeles halkı -ve oraya sırf bu konser için dünyanın her yerinden gelmiş binlerce kişi- The Weeknd’i ıslıklamaktan geri durmadı. Açıklama sırasında “sizlere bu sesle konser verirsem saygısızlık etmiş olurum” denmesi dahi tepkileri azaltmadı. Tough crowd. Bu olay, The Weeknd’in hem fiziksel hem de duygusal olarak yaşadığı bir çöküşün sembolü haline geldi -tabii ki bu konser sonrasında en iyi şekilde yeniden gerçekleştirildi, hatta HBO Original olarak streaming platformlarında gösterildi.- Bu hatıranın albüme yerleştirilmiş olması, The Weeknd’e neden veda edildiğinin de bir göstergesi oldu.

Şu ana kadar bahsedilen kısmı geçtiğimizde, albümü dinlerken, iki ‘albüme oranla manasız’ The Weeknd şarkısının ardından akıllara gelen soru şüphesiz -şüpheli- şu oluyor: Bu albümün ‘Blinding Lights’ı nerede? After Hours albümünün ardından gelen, The Weeknd’in arafta olduğunu imgeleyen ve yazarın hakkında yazı yazmadığı Dawn FM albümünde dahi kolayca bulunan hit parçalar (Sacrifice, Take My BreathLess Than Zero) bu albümün neresinde devreye giriyor? O ana gelmek üzereyiz. Albümün en iyi parçalarından biri olan ve Abel’ın “devam etmesi gerektiğini söyleyen sesler” duyacağını iddia ettiği Baptized In Fear parçasıyla bağlantı kurulan Open Hearts şarkısı bu albümün şüphesiz en iyisi. Elektronik ve synthwave unsurlarını barındıran bir altyapıya sahip olan Open Hearts, “Where do I start when I open my heart? – It’s never easy falling in love again” sözleriyle geçmişteki acıların ardından yeniden aşık olmanın zorluklarını ve tereddütlerini yansıtıyor bizlere. Klasik Abel. Bu şarkıda tabii ki Blinding Lights’ın da yapımcısı olan Max Martin’le birlikte çalışılmış. 

Bu albümdeki bir diğer dikkat çekici nokta Take Me Back To LA. Bilenler bilir, After Hours albümünün bütün teması, The Weeknd’i şöhret kisvesi altında yutan Los Angeles nefreti üstüne kuruluydu. Öyle ki şarkılardan biri olan Escape From LAde Abel “This place will be the end of me – Take me out LA” diyordu. Süperstar bu albümde Los Angeles’a olan bakış açısıyla dahi ‘masumiyetin’ peşinde. Amaç, The Weeknd olarak Los Angeles’ta kaybedilen masumiyeti, ABEL olarak geri kazanmak. Good luck with that bro. “Take me back to LA – When the sun will kiss on my face”.

Sonlara yaklaştıkça, yazının başlangıcında adı geçen The Abyss parçası karşımıza çıkıyor. Bu şarkı, The Weeknd ‘personasına’ vedanın en belirgin örneği. Şarkıda yaşadığı düşüşün canını yakıp yakmayacağını soran Abel şöyle devam ediyor: “I tried to be something that I’ll never be”. Lana Del Rey’in eşlik ettiği şarkıda The Weeknd ‘kalbinin sahibine’ sesleniyor ve artık onu ‘öteki tarafta’ göreceğini söylüyor. The Weeknd artık ölüme hazır. Albümün sondan üçüncü şarkısı Red Terror’ anne Tesfaye’nin ağzından yazılmış. Annenin oğlunun varlığından hiçbir zaman korku yaşamamış olmasından bahsedilirken, en başından beri onun ‘özel’ olduğunu bildiği vurgulanıyor. Şarkıda oğluna seslenen Makkonen Tesfaye, Red Terror nedeniyle batıya yaptığı göçten bahsediyor ve oğluna ‘asla yalnız olmayacağını’ öğütlüyor. Şarkının en çarpıcı noktası ise annenin ağzından söylenen “All my life, I’ve tried to keep you warm, if I goyou’re still my child” kısmının back vokalinde, bu kez belli ki Abel tarafından ABEL olarak seslendirilen kısım. Abel, burada annesine “I’m sorry mama, I’m sorry mama – If I go, I feel so cold without you mama, I feel so cold without you” diye haykırıyor. The Weeknd olarak kazanılan ün, para, yaşanan hedonist yaşam tarzı Abel’ın annesini terk etmesinin ardından yaşadığı pişmanlığı ve yalnızlık hissini biraz bile olsun telafi etmemiş görünüyor. Bu bağlamda, Red Terror için Abel’ın ‘Staryboy The Weeknd’ personasının arkasını gördüğümüz, en özel ve samimi eser diyebiliriz.

Bu eserin ardından gelen ‘Without a Warning’ isimli şarkıda da tema destekleniyor. Şarkı, şöhretin getirdiği baskılar, bağımlılıklar ve kimlik arayışı gibi temaları işlerken sanatçının içsel dünyasında yaşadığı çöküşü ve bu süreçteki duygusal dalgalanmalarını yansıtıyor. “Take me to a time – When I was young – And my heart could take the drugs and heartache without loss” dizeleri, gençlik dönemindeki dayanıklılığı ve kayıplara karşı ortaya koyduğu duyarsızlığı ifade ederken, “But now my bones are frail – And my voice fails” sözleri, zamanla gelen fiziksel ve duygusal yıpranmayı vurguluyor. Bu şarkıda da 3 Eylül 2022’de Los Angeles’taki SoFi Stadyumu’nda yaşanan olayın etkilerini görmek mümkün. “The crowd will scream my name – Even when the world wants me to fail” dizeleri ise The Weeknd personasının gücünü ve bu gücün arkasındaki kırılganlığı görmemizi sağlıyor. Starboy, sahne personasını onu yok etmeden önce her şeyi arkada bırakmaya karar veriyor.

Albümün son şarkısı olan ve albümle aynı ismi taşıyan ‘Hurry Up Tomorrow’, The Weeknd’in kendinden, annesinden ve dilemeye değer bulduğu herkesten af dilemesine şahitlik ediyor. “So burn me with your light – I have no more fightsleft to win – Tie me up to face it, I can’t run away, and I’ll accept that it’s the end” dizeleri bize sonun geldiğini gösterirken “And I hope that I find what I’m looking for – I hope someone’s watching from up above – I’m done with the lies, I’m done with the loss – I hope my confession is enough” dizeleri bu şarkının bir itiraf niteliği taşıdığını kanıtlıyor. After Hours’ta ölen, Dawn Fm’de arafta bekleyen The Weeknd’in artık bağımlılık ve acı çekmeden huzurlu bir hayat yaşamak ve ABEL olarak yeniden doğmak isteğini ise “So I see Heaven after life – I want Heaven when I die – I wanna changeI want the pain no more” dizeleri ortaya koyuyor. After Hours, Dawn FM ve Hurry Up Tomorrow” üçlemesindeki en büyük ‘fan teorisinin’ gerçekliği ortaya çıkıyor. The Weeknd öldü, arafta bekledi ve cennetin kapısını araladı. The Weeknd bize mirasını emanet etti ve böylece, The Weeknd’in ışıltılı sahneler, göz kamaştıran ödüller ve içi boş çığlıklar arasında geçen yaşam öyküsü; annesinin acılarla dolu göç hikayesinden, Los Angeles’ta kaybolan masumiyetine kadar uzanan karanlık bir tünelden geçmiş oldu. O tünelin sonunda ABEL olarak yeniden doğmak üzere kendisini gömdü. Karanlıkla yüzleşti, pişmanlıkla barıştı, geçmişin suçlarını kabullendi. Hurry Up Tomorrow, The Weeknd’in hayatına attığı son imza oldu.

ps 1: “Hurry Up Tomorrow” şarkısının sonunda, The Weeknd’in ‘hit’ kariyerine başladığı ilk parçası “High for This”a doğrudan geçiş yapılıyor. Bu, onun müzikal yolculuğunun tam bir döngüye girdiğini ve The Weeknd personasının son bulduğunu simgeliyor.

ps 2: Yazar, The Weeknd’in müzikal kariyerini incelemekte. Hurry Up Tomorrow albümünün ardından duyurulan ve vizyona giren, 29 metascore ile bir ‘facia’ niteliği taşıyan Hurry Up Tomorrow filmi yazar tarafından görmezden gelinmiştir. 


Diğer Yazılar

Chiaroscuro: Işık ve Gölge Kombinasyonu Üzerine Bir Bakış ve “Meryem’in Ölümü”

Eserin görsel özellikleri, ona nasıl baktığımızı ve ondan nasıl anlamlar çıkardığımızı belirler. Bize görmediğimiz b…

Anne! Rüyamda Kurtlar Gördüm:  The Company of Wolves (1984) Biraz Psikanalitik Bir Okuma

–  I’ll tell you a story of a wounded wolf.(Sana yaralı bir kurdun hikayesini anlatacağım.) “Kurt, etoburluğun vü…

yüksel

YükselGökyüzündeki zeytinUmut ışınlarıGülüyorumBir şansın şansıYaşıyoruz çünkü yapıyoruzYapıyoruz çünkü yaşıyoruzcau…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .