Aptal bir keşişle kör kuyulardan
muhabbet çekmiştik kova kova,
çocukluğumuzu içmiştik son yazın ilk günü
kana kana.
Her şey olmak istemek hiçliği kucaklamaksa,
tek bir şey olmak neden soldurur insanı hayata?
Biz her şeyiz ama hiçbir şeyiz,
felç oluyoruz felç olmamak uğruna.
Düşlere tapınırdık bir zamanlar,
sualler sarmamıştı daha bizi.
Salonun ortasında döne döne,
habersiz sofanın karanlığından,
şarkılar söylerdik ya hani ahali duysun diye durmadan.
Mümkündü ya her şey;
bi Şeker Portakalı, bir bisiklet...
Gazeteden çanta yapıp “babama gidiyom” diyişle,
nenenin karanfilli kurabiyesini sahilde kumla yediğinde,
mümkündü her şey.
Kocaman kaydıraklarda ayağa kalkmak kadar cesur,
sarı çiçekli elbisenin altına çizme giyecek kadar iddialıydı çocuk.
Keşkelerle hiç tanışmamışken,
ne de güzeldi alınan her soluk.
Düzen dürter yaş aldıkça,
ayıp olur içten kahkahaların, masum heyecanların.
Bozuk olur yalansız ağzın, uyumsuz aklın.
“Büyüdü artık” diyerek yatıştırır seni evdekiler.
Bacak bacak üstüne atmak sanılır kadınlık,
güçlü durmak sanılır adamlık,
nerede arkadaşım insanlık?
Büyüme sancısı demişler adına,
çocukluğundan koparılma sancısıdır doğrusu.
Nesiller boyu bitip tükenmeyen,
unutulmuş düşlerden miras kalan bir avuç kül.
Zamanında evin neşesi olanı,
neşesinin anormal olduğuna inandırarak
kendine yabancılaştırmaktır yapılan.
Koşturmanın, dağıtmanın, bağırmanın
kendin olmanın
bedelini ödemektir her sene olacak olan.
Rota şaştı, kırıldı dümen,
bedel ödemek mantıksız, günah işlemedin ki.
Önce babana öfkelendin, korumadı seni sahtelikten,
sonra annene hüzünlendin, sarılmadı sana inceliklerden.
Döndün durdun,
portakalı soydun başucuna koydun.
Bir masal uydurdun,
şekerlenmiş reçelden
medet umdun yaban ellerden.
Rota şaştı, kırıldı dümen;
menfaatperestlere lokma,
ananeperestlere malzeme oldun.
Batının oyununda leş,
doğuda keş oldun.
Matematikten soğudun,
günlük bile tutmaz oldun.
Savruldun yaban ellerde,
eşe dosta basamak oldun.
Saçların kökünden gitti,
pürüzsüz tenin derinlerden.
Sırf biraz ışık için,
gözlerin ferinden.
Körpecik ciğerlerin tütünden gitti,
şen sesin öfkeden.
Bir avuca sığan ayakların nasır tuttu
kaçmalardan, gitmelerden.
Tabanların yandı her gece düşüşlerden,
bir avuca sığmaz oldu.
Kirletildin sen çocuk,
en mahrem yerlerinden.
Büyüdün sonunda ahla vahla,
dizlerin değil, hayallerin kanadı zamanla.
Yarayı romantize ettin,
trajediyi güzelleyip, acınla dalga geçtin.
Ne zamanki çıktı renklerin
korkup saklandığı yerlerden,
o zaman sütü akmış incirlerin tatlandı,
düştü hayat ağacının dibine pıtır pıtır.
Hepsi sendin,
hepsi sendendi.
Dere kenarında açtın işte o zaman;
ferah ve yabani bir yarpuz gibi.
Arada kalmış, derede açmış,
bir sağa bir sola yelpazelenip
olduğu yere saçılan...
Yavaşça kabullendin seni,
senden aldıklarını,
ve içinde bir giz olan göğün kuşaklarını.
fotoğraf: Lin Zhipeng – a.k.a. 223 – Figs in Pride, Clavicle, 2022