Şiirimizde kuş vurma/vurdurma vakaları sık görülür. Ülkü Tamer can sıkıntısının bir cinnete dönüştüğü anda kuş vuralım istersen şakasıyla biraz gülmeyi dener. Berfe ise aynı tondan kuşu ciklettirir ve kuşun tüyünü savurur. Kuş ölür ölmesine fakat Edip Cansever aniden onu insanın cebine koyar ve bir ağırlığa dönüştürür. Sunay Akın’a sorsan ölen kuş olsa da kaybedilen masumiyet ve çocukluk, ortaya çıkan ise insanın hoyratlığıdır. Turgut Uyar da ona katılır ve suların bulantısının sebebi olarak görür kuşun ölümünü. Biribirinden hayvansever epeyce örnek vardır bu konuda. Ortak olan ise kuşun ölümünün bir geçiş ve yüzleşmenin sembolü olmasıdır. Kuşun ölümü ekseriyetle dönüşümü temsil eder.
Yine böyle bir dönüşümü kuşun ölümü üzerinden yürüten güzel bir örnek de sinema dünyasından verilebilir. Yönetmeliğini Kerem Yörük ve Yasir Atış’ın birlikte yaptığı Sapan (2025), yerelden evrensele ortak bir dönüşümü ortaya koymak için elini kana bulamış gibi görünür. Bu dönüşümün adı büyümedir. Bir çocuğun nasıl büyüdüğü ve büyüyünce ne olduğunu baştan ve sondan kesip atarak büyümenin kendisini kesite dönüştürmesi açısından, varoluşuna uygun bir öz olmayı başaran kısa film, aynı zamanda çağrışımlara da oldukça geniş bir alan bırakarak sapanı izleyiciye çevirir.

Hikâye kuş ve çocuğun arasındaki kovalamacanın çocuğun sapanından ayrılan taşın kuşun yumuşak bedeniyle buluşmasıyla başlıyor. Ardından çocuk yerde çırpınan kuşu eline alıyor. Kuşun kanı eline bulaşınca gerçek karşılaşma yaşanıyor. Kuşun ölmek üzere olduğunu anlıyor. Fakat bu bilgi beraberinde kendisiyle alakalı başka bilgileri de getiriyor. Kuş nasıl ölen rolünde ise kendisinin de öldüren oluşu gerçeği bütün rahatsız ediciliğiyle her yanı kaplıyor. Kuş aniden kocaman oluyor ve çocuğun baş edemeyeceği bir ağırlığa dönüşüyor. Daha sonra onu öylece bırakıp kaçan ve ardından içine kapanan çocuk gün geçtikçe yalnızlaşıyor ve kâbuslar görmeye başlıyor. Kıyamet senaryoları arasında suçlanmak, yargılanmak ve cezalandırılmak geriliminde hırpalanıyor. Diğer tarafta oldukça sakin ve sessiz kuşun defin işlemleri tamamlanıyor. Nihayetinde yetişkin dünyası ve çocuğun dünyası iki ayrı kanaldan zaman zaman kesişerek akmaya başlıyor. Çocuk yetişkinlerden kaçarken, yaklaşırken, uzaklaşırken yetişkinler ise ona tamamen kayıtsız kalıyor. Finalde bütün bu kişiselleştirmenin ve suçluluk duygusunun üzerindeki örtü yavaşça sıyrılıyor. Çocuk bir çiçek alıyor ve kuşun mezarına gidiyor. Onunla vedalaşıyor. Mezarın başındayken uzaktan geçen kuşlar kısacık bir an dikkatini dağıtıyor. Tıpkı defindeki ritüeller gibi dua ediyor ve vedalaşıyor.

Hangi andan itibaren yetişkin oluruz sorusuna hukuk kitapları hariç cevap bulmak zor. Onlara da pek rağbet kalmadı. Aynı şekilde ne zaman insan olduk sorusunun cevabı kestirilemeyeceği gibi ne zaman yetişkin oluruz sorusunun cevabı da tek bir noktaya düşmez. Öyle görünüyor ki çocuk yaşarken ussallaştıkça yetişkin olur. Sorumluluklar da ardına eklenir. Büyüme devam ederken bir karşılaşma ussallığın getirdiği gücü ve aynı zamanda sorumluluğu fark eder. Neticede insan dönüşür ve ancak dönüşmüş olan haliyle karşılaşınca dönüştüğünü fark eder. Ne zaman dönüştüğünü tespit edemezken, ne zaman bunu fark ettiği oldukça açık ve hatta bazen çarpıcı olabilir. Filmde çocuk kuşu kovalarken, onu vurmaya çalışırken, tuzaklar kurarken sapanı hazırlarken hatta çekip bıraktığı anda bile saf haliyle bir Homo Ludens gibidir. Oyununa devam etmektedir fakat oyunu her geçen gün daha ussal ve doğal olarak tehlikeli bir hale gelmektedir. Yaptıklarının ve yapabileceklerinin pek farkında değildir. Bir gün sapanından savurduğu taş her zamankinden farklı olarak kuşu vurur. Kuş kanlar içerisinde yerde can çekişirken yanına varıp onu eline aldığında yetenekleri ve bunun sonucuyla belki de ilk kez karşılaşır. Olayın kendisi onun için elbette rahatsız edicidir. Bununla birlikte çocuk için eğlenceli bir anın bitmesi açısından da durum üzücüdür. Fakat daha sarsıcı bir gerçek duygularının üzerine bir örtü çeker. O da kuşun ölümünden dolayı duyduğu suçluluğun kendisidir. Çocuğun anlam dünyası aldığı bu yarayla adeta alt üst olmuştur. Karşılaşma anından itibaren çocuk kendisinde ötekine zarar verebilen gücü ve potansiyeli, yüklediği sorumlulukla birlikte kucaklamak zorunda kalır. Çocuk rolünden aniden kopması ve yetişkin rolüne katil statüsünden sert girişi, büyüyen kuş gibi üstüne yığılır. Çocuğun anlam dünyası yara alır ve hayat kesintiye uğrar. O böyle bir gücünün olduğunu ve sonucunun böyle yıkıcı olacağını hesap etmemiş görünür. Fakat bu istenmeyen durum çocuğa artık o kadar da çocuk olmadığını ve belki de büyüdüğünü nezaketsizce gösterir. Alınan darbe karşısında çocuk yaralanır. Bu yara elle tutulur gözle görülür bir yara olmadığından onarımı da kendisine kalır. Arkadaşları, diğer kuşlar, yetişkinler ve dünya devam ederken o yarasına bakmak için durmak zorunda kalır. Travmatize olur; yani anlamı yaralanır. Aldığı bu yara karşısında ilk tepkisi kaçınma olur. Kuşu atar ve uzaklaşmak ister. Onu hareket ettirmeye uğraşır. Durumu kabul edemez ve inkâr eder. Hiçbir şey olmamış gibi davranır. Arkadaşlarıyla vakit geçirir radyo ile oynar. Fakat bir türlü yeniden akışı başlatamaz. Duyguları gittikçe yükselir ve kâbuslara dönüşür. Birçok farklı duyguyu çok yoğun yaşar ve sarsılır. Yorgun düşmüş bir halde yetişkinlerin arasına katılır. Nihayetinde eline aldığı çiçekle kuşun mezarına varır ve dua eder. Sonunda rahatlamış ve hüzünlü görünür. Final sahnesine kadar her yandan kuşlar sürekli uçup geçer fakat çocuğun ilgisini çekmez. Bütünleşme anından sonra ise kuşlar çocuğun ilgi alanına girer. Filmin başında kesilen akış yeniden başlar. Belki bu her şeyin normale dönmesi olarak yorumlanabilir. Fakat bu normal yeni bir normaldir. Bir şey olmuş ve dönüşüm görünür olmuştur. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak fakat yeni olana alışmak, kanıksamak, onu sindirmek mümkün olacaktır, güya.

Çocuğun aklının diğer kuşlara kayması ve hemen toparlaması oyunu artık ‘rağmen’ sürdürmesi gerektiğini işaret ediyor olabilir. Oyunu sürdürmek istese de bunu sorumluluğunu göze alarak yapması gerekir. Ya da cesareti kırıldığı ölçüde oyunu bırakabilir. Her zaman dar alanda kısa paslaşmalar mümkün olmayabilir. Dönüşüm ile karşılaşmanın sonucunda alınan anlam yarasının derinliği sonrası için oldukça belirleyici olur. Mesela Gregor Samsa’nın melankolisi bir sabah kendini böceğe dönüşmüş bulduğundan mıdır, bilinmez. Holden Caulfield’ın artık çavdar tarlasında çocukları yakalama yaşının geçtiği ise kesindir. Büyümüş ve yüzleşmiş olmanın ardından oyun dar bir alana sıkışmak zorundadır belli ki. Dünyanın selameti için insandan büyümeyi bekleyen ve zorunlu kılan sağduyu, kuşu hak sahibi yapan ve yaşatan adil bir tanrı olsa da sapana da gözünü diker. Oldukça oyunbozan bir tanrı.