Ben hiç tahmin etmezdim uyuyandan, uykudan kaçandan böylesi bir canavarın çıkacağını. Uysal canavarlar kavmine dâhil oldum o gün. Yerimi sevdim, uykudan kaçmayı kabullendim ama yorgun düşersem o yatağa düşmeyi istemem daha. Bildim biricik olanı, seçemedim henüz doğru olanı zaten o mesele öylece basit de değilmiş. Annem gibiyim, ‘bildiğin yanıldığına yetmez uysal canavar’ diyorum geceleri. Göğe karışan için penceremi açıyorum, ‘günaydın güzel gün’ diyorum fakat pek sık olmuyor bu.
Bugün göğsümdeki ay, aklımdaki güneş ve yatağa düşmüş insan kişi biraz susunca, ses hep aynı şeyi söylüyor, ben de takip ediyorum. Başlıyorum, düşüyorum ama yatağa değil öylece bir zemine. Başlıyorum, düşmüyor ama güvenmiyorum da yanımda olana. Yine de başlıyorum inat bu ya. Şimdi bana soracak olursan ki sormazsın; renklerin ortasına düşmüşüm, mis gibi kokan adını bilmediğim çiçeklerin kokusuyla sarhoş olmuşum. Günlerce aynı şarkıyı açmışım, bu haliyle doya doya içmişim hep aynı sandalyede biramı.
Teşekkür ederim tatlı zehrim umut. Teşekkür ederim pes etmemiş olana, sonsuz defa. Şimdi, sabah aynı saatte kafanı kaldıracağın yastığa gömül, alarmını kur ve inanmaya inan derim. Bilinmezin güneşine soyun, sabah çiçekli etiketlerle bezeli rüzgârına kapıl ve hep mutlu ol.
fotoğraf: a record of tenderness by Richard Malone