© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

çağların çağı #3: Red Bull

Şubat 10, 2026
Emre Doğan

Paylaş

Avusturya menşeli bir enerji içeceği şirketi olan Red Bull, 1980’lerin ortasında teşekkül etmiş olmakla birlikte, 1990’lardan itibaren spor ideolojisi, gençlik ideolojisi ve/veya sağlık ideolojisi eksenlerinde—hatta bu eksenlerden yükselen kültürel bir altyapıyla—adeta bir Red Bull Çağı inşa etti. İçecek üreticisi olmasına rağmen; motor sporları (Formula 1, MotoGP ve genel motosiklet yarışları), bisiklet (özellikle MTB/freeride), kış sporları (snowboard, freeski), su sporları (sörf, cliff diving), futbol, buz hokeyi, e-spor/gaming ve urban kültürle kesişen disiplinlerde (ör. breaking) profesyonel ve amatör düzeyde yürüttüğü sponsorluk, etkinlik tasarımı/organizasyonu, sporcu portföy yönetimi ve içerik üretim ekosistemi aracılığıyla paradigmatik bir atılım gerçekleştiren Red Bull, bu haliyle kendini salt bir marka-ürün etiketi ilişkisinden çıkarıp küresel bir sportif-kültürel organizasyona dönüştürdü. Bu strateji, sporun medyatizasyonunu hızlandıran, deneyim ve gösteri ekonomilerini mobilize eden, global yayılımı teşvik eden bütünleşik bir platform mantığını kurumsallaştırdı.

Peki Red Bull ne yapar? Öncelikle Guinness Rekorlar Kitabı’nı yanına alır, hatta yanından hiç ayırmaz çünkü çeşitli rekor denemelerine girişir ve hatta denemelerini kurumsal bir anlatı makinesine dönüştürür. Geçen sene hayatını kaybeden Felix Baumgartner’ın 2012 yılında neredeyse 39.000 metreden (yani stratosferden) uzay atlayışı yaparak 1,300 küsür km/h hızla ses duvarını geçmesi (ki bu atlayış YouTube üzerinden canlı yayınla yine rekor izlenmelere ulaşmıştır) veya Sebastián Álvarez’in 2025 yılında wingsuit ile ses hızına yaklaşarak insan bedeninin sınırlarını zorlaması en manşet icraatları gibi görünür. Formula 1’de Mercedes’in konsolide ettiği hegemonyaya, 2010’dan itibaren önce Sebastian Vettel, ardından Max Verstappen ekseninde bir iktidar ortaklığı kurarak eşlik eder; futbolda ise başta RB Leipzig olmak üzere farklı kulüpleri çok-kulüplü sahiplik modeliyle portföyüne dâhil edip kulüp yönetimi ve oyun kültürünü yeniden modelleyerek dev yapılara (Jürgen Klopp gibi hayata soldan baktığı umulan insanları da arkasına alarak) meydan okur. Gerçekleştirilen tüm rekorlar ve challenge’lar içerik ve biçim olarak Red Bull’a çıkar, onu güçlendirir, onu temsil eder. Kırılan tüm rekorlar, Red Bull içerek kutlanır/kutsanır. Bunlarda genellikle Drone Çağı’nın drone’larından ve GoPro’larından medet umulur, bu sayede bu kutlamaya ve kutsamaya tüm gezegen tanık olur/edilir.

Red Bull’un gerçekleştirdiği bu atılım ile adını verdiği disiplinlerde yakaladığı performansın, dolaşıma soktuğu gençlik–enerji–hız–potansiyel–sağlık–beden semantiğiyle doğrudan ilişkili olduğu görülür. İfade edilen sporlarla ilgili tüm bilinen sözlü kuralları yıkmaya, tüm doğru kabul edilen alışkanlıkları boşa çıkarmaya gayret eden Red Bull, faydalı ve/veya faydasız tüm ortodoksinin üstünden geçmek ister gibidir. Bu çerçevede tecrübe yerine potansiyel, zihinsel maharet yerine fiziksel kapasite, makul olanın yerine ise risk–sınır aşımı ve görünmeyeni görünür kılma ideali geçirilmektedir ki bu kurgu, çoğu zaman kamusal ilgiyi yakalar ve kabul görür. Örneğin, RB Leipzig aracılığıyla sistemli bir şekilde (sokulgan olmayarak, etken olarak) dolaşıma soktuğu Red Bull kapitalizmi, bu ideolojiye içkin yetenek boru hattı sayesinde Erling Haaland, Sadio Mané, Dominik Szoboszlai, Dayot Upamecano, Benjamin Šeško, Ibrahima Konaté, Timo Werner, Christopher Nkunku, Joško Gvardiol gibi onlarca genç oyuncuyu Avrupa futbolunun merkezlerine taşımıştır. Bu kalelerde, oyunu eski görgüsü ve estetik tercihiyle okuyan klas figürlerden ziyade genç atletler belirleyici hâle gelmiş; futbol, artan ölçüde bir efor–performans rejimine evrilmiştir.

Son kertede ortaya çıkan tablo, futbolun, diğer sporların ve uzun süredir sportif karşılaşmalarla milli katharsisler yaşayıp enerjisini atarak hayatta kalmaya çalışan dünyanın ve bu dünyayı çevreleyen popüler kültürün—Redbulling geçirmiş ve kanatlanmış konfigürasyonunu tarif etmektedir.


Diğer Yazılar

kuşların konmadığı ağaç

önsözümsü Hayatımdaki küçük şeyleri değiştirmek adına aldığım ilk kararlardan biri, istifçilikten maximalistliğe …

O, Ferit Edgü

Kaş, Şubat 2026 Okumaya doyamadığım, hatta bütün kitapları okumaya ömrümün yetmeyeceğini düşünüp, hayıflandığım y…

‘kısa olan’ın psikesi VI: Bu Bir Kültür Ürünüdür

Sözü yazıya dökmenin kuşkusuz çok fazla yolu var. Yazının kalıbı kadar sözün kıvamı da mühim elbette. Her zaman kuşu…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .