Öyle Bir Akşam
Bir akşam üzeri konuştum seninle.
Sen olmaya soyunmaktan vazgeçtiğim, senin ise “varım” diyebilmek ağrısını göğüs kafesime sapladığın bir akşam.
İnsan taşıyan kutuların yanında, seslerini müzikle bastırırken sen duydun mu beni?
Koşmaktan; insan kusan kaldırımlardan, izimin sindiği caddeleri yalamaktan, sandviçe metin yazmaktan, herkesin nereye gittiğini düşünmekten yorulduğumu bildin mi?
Cenge girdiğim özel sektör canavarlarının arasında yılgınca kazandığım kuruşları saydın mı?
Benim hâlimi sordun mu, yol haritamı çizip adına kader ya da düzen dedin mi?
En usta ressam olmak mahlasına yakışır şekilde çizdiğine dönüp baktın mı?
Bana kendi rengimi seçecek şans verdin mi?
Ben işte nereye koşsam diye şaşarken, sormak lüksüne sahip bildim bugün kendimi.
İnsansı yaratıklarının adını ezberlemekten, öpmek ve sarılmak için biriktirdiğim favori insanlarıma sözler verip tutamamaktan yoruldum. Eksik hissetmekten yoruldum; hikâye dinlemekten sıkılmadım.
Senin adını bile koyamıyorken, sana sığınan zavallı insan kişim inşasına tükürdüm bu akşam.
Vücudumu saracak iki parça bezin kumaşını irdelemekten ve hatta bunu bile siyasi bulmaktan sıkıldım.
Kendimi açıklamaktan, aşka çizdiğin sınırdan, yüzümü boyamaktan, mecburi limanlar çizmekten sıkıldım.
Yüzdüğüm denize devirdiğin insansı atıklarından tiksindim.
Maskaralığı seninle konuşmaktan; konuşma bitince masanın karşısında muhatap kişim olan seni görememekten, sana dair kuşkulardan da sıkıldım.
İçime sinen “varım, toprağın üstündeyim ve rengimi bulmak istiyorum” cümlesinin tüm bu şeylere tahammül etmemi gerektirmesi aptallığını düşünmek ve bir süre daha susmak üzere hoşça kal.
En usta ressam, nedir renk teorin?
Yeniden anlat bir kitapta bu kez, buyruklardan uzak; sen benim, ben de senin parçan olarak varlığımızı sürdürdüğümüzü bilerek.
Sevgili eserin,
Sema
Atlet Sema ve Reddediş
Kabul edemedim, eserin olmayı.
Bir akşam hınçla tanrı dediğim karanlığın eseri olmayı yazmışım ama ben kurulu düzen olan kaderde yerimi bulmak için fazla koştum. Senin yaratımının memurluğu var ise, kurulu düzeni var ise; pastada payıma düşen daimi bir atlet olmaksa kabul etmiyorum.
Kurulu düzeni, senin memurun olmayı ve koşmaktan gelişen hayat kaslarımı gördüğümde bunun için sana şükran duymuyorum.
Sen kimsin, bilmiyorum.
Orada mısın?
Her şeyi başka bir şeyle ifade ederken gize çekildiğimi zannettim. Apaçık ve çok gerçek olduğunu gördüm bu sabah.
Suçladığım her şeyde sen varsın ama suçladığım her şeyde insan var.
Ben kime hesap soracağım?
Bahçıvan Sema
Bulduğum her şeyi kurcalarken; yeşil rengi ve hür gövdesiyle Sema’ya uzanan kavağın köklerinde kaybettiğim ruhumun izlerini sürdüm, tanrım. Tüm kulaklara aynı şeyi fısıldadım. Senelerce, bin kavağın bahçıvanı oldum sen bile bilmeden.
İzini sürdüm her rengin.
“Hangi rengim?” diyebilmenin derdini güttüm on sekizimde.
2019 — Bahar Henüz Gelmemişken
Bir toprak yolda, üç kavaktan biri bana fısıldadı.
2024 — Sonbahar
Biri kayıp ruhumu buldu, hür ve yalnız bir kavağın gölgesinde.
2019 — 2026
Ben hikâyemi buldum; yası ve yaşamın siluetini birbirine benzettim.