© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

O, Ferit Edgü

Şubat 24, 2026
Tülay Balcı Yanık

Paylaş

Kaş, Şubat 2026

Okumaya doyamadığım, hatta bütün kitapları okumaya ömrümün yetmeyeceğini düşünüp, hayıflandığım yıllardı 80’li yıllar. O aralar kitaplarımı öğlen aralarında iş yerime yakın olan, Cumhuriyet Kitap Kulübü’nden alıyordum. Ferit Edgü, Demir Özlü ve Tezer Özlü’nün kitaplarıyla tanışmam da o zamanlara rastlar.

Çok oldu, şimdi hatırlamıyorum, Ferit Edgü’nün kitaplarından ‘Kimse’yi mi, yoksa ‘O’ yu, yani ‘Hakkari’de Bir Mevsimi’ mi önce okumuştum? Ama, yazdıklarından o kadar etkilenmiştim ki, mutlaka o satırların sahibiyle bir bağ kurmak, hissettiklerimi ve sorularımı iletmek, merakımı, okuma sevdasının verdiği açlığımı gidermek istiyordum.

Sanırım iletişimde gördüğüm Kanlıca’daki adrese, bir mektup yazdım, yıl 1986. Mektup, kendisinin de bana yazdığı gibi, adres değişikliğinden dolayı, epey dolaştıktan sonra, sonunda sahibine ulaşmış. Ve ben de o Süryani sahafın “Hakkari ve Stockholm’de varolmayacak kadar gerçek” olduğunu, onun elinden öğrenmiş oldum.

Ferit Edgü, yedek subay öğretmen olarak gittiği Hakkari’nin Pirkanıs Köyü’ndeki günleri için, ‘Oradaki, dokuz aydan fazla sürdü ama, yeniden doğdum’ der. Altı yıl Paris’te yaşayıp, hayatın tüm renklerini gördükten sonra, yolu, suyu, elektriği olmayan, içlerinde on dört hanenin yaşadığı taş, tek göz evlerdeki hayatlara dokunca.

Hayattayken de arkadaşlık bağları olan sevdiğim üç yazarın, farklı yılların şubat aylarıyla da bir bağları var. Tezer Özlü 1986/18 Şubat’ında yaşamının ucuna yolculuğa çıkarken, Demir Özlü 2021/13 Şubat’ında Stockholm’ün sokaklarını terketmişti. Ferit Edgü ise 88 yıllık uzun ömrüne 1936/24 Şubat’ında belki de, şimdi saat kaç düşüncesiyle başlamıştı.

***

Beylerbeyi. 9 Eylül 1986

Sayın Tülay Balcı,

Mektubunuz bugün elime geçti.

Adres değişikliğinden olsa gerek. Çünkü artık mektubunuzu gönderdiğiniz Kanlıca’da oturmuyorum.

Kitaplarımla ilgili düşüncelerinize, duygularınıza teşekkür ederim. Biz Türk yazarlarının pek alışık olmadıkları bir şeydir okuyucularından mektup almak.(Tabii gazete köşe yazarları hariç.)

Mektubunuzda dile getirdiğiniz soruları hemen yanıtlıyorum:

1./ “O”daki sahaf Süryani, yalnızca bir düş ürünü. Hayır, Hakkâri’de böyle birisiyle karşılaşmadım. Ama karşılaşmak isterdim. Bu isteği dile getirmeye çalıştım. Ülkemizin bu en uzak köşesinde, bir zamanlar, böylesi kişilerin yaşamış olduğu inancımdan doğdu Süryani sahaf.

2./ Demir Özlü, çok sevdiğinizi söylediğiniz, rahmetli Tezer Özlü’nün ağbeyidir. Stockholm’de yaşıyor. Bir gün, bana, Stockholm’ün, eski bir sokağının kartını göndermişti: Antikacılar ve sahaflar sokağıydı burası. Hakkâri’den kaçan Süryani sahafımın burada kendine bir yer edindiğini kurdum, ve o öyküyü yazdım. Bu öyküyü yazdıktan yıllar sonra, Stockholm’e yolum düştüğünde, ordaki Türkler de bana aynı soruyu yöneltti: ”Gerçek mi sizin Süryani sahafınız? ”Evet, dedim, Hakkâri ve Stockholm’de varolmayacak kadar gerçek.

3./ Hakkâri’ye gerçek bir sürgün olarak gitmedim. Ama gönüllü olarak da gitmedim. Askerliğimi yapmak için Türkiye’ye döndüğümde (1963), yedeksubay/öğretmenlik gibi, benim için ilginç bir olanak vardı. Bu olanağı kullandım. Şansıma (mı, demem gerekir bilemiyorum) Hakkâri çıktı. Daha doğrusu oraya atandım. Kentte (eğer bir kent denebilirse) boş öğretmenlikler vardı: Fransızca, Edebiyat, Sanat Tarihi, Felsefe gibi. Onlara talip oldum. İlgililer istemedi: Siz Paris’ten geldiniz, Pirkanis (kafiyeli) köyüne gideceksiniz dediler. Yörenin yolu olmayan ve en yüksek köyüydü. Kış bastırdığında hiçbir ulaşım olanağı yoktu. Kendimi bir tür sürülmüş (cezalandırmış) olarak duydum* Kimse’yi ve O’yu bu duygular içinde yazdım (yıllar sonra) yazdım.

İşte, tüm hikâye bundan ibaret.

Bir yazarın kişiliğini, yaşantısını, davranışlarını bilsek okuyucuya pek bir şey kazandırmaz kanısındayım. Hele yazar, henüz yaşıyorsa, okuyucu bunları öğrendiğinde, düş kırıklığına bile uğrayabilir.

İlginize bir kez daha teşekkür ederken, bu kısa mektubumun sizde bir düş kırıklığı uyandırmamış olmasını dilerim.

Saygılarımla,

P.S. Yazmayı bırakmaya ne zaman karar verir gibi olsam, böyle bir mektup, bir telefon geliyor ki, buna (artık yazmamaya) hakkım olmadığını duyuruyor bana.“Niçin yazmak?” sorusu, yerini “Nasıl yazmak?”a bırakıyor. Mektubunuz, böylesi bir anda geçti elime. Garip rastlantı.

Bana, yeniden yazmak gereğini duyduğunuzda, yayınevi adresine gönderiniz mektubunuzu. Çünkü orda çalışıyorum.

*1.sayfanın altında kalemle “ki öyleydi” diye not düşülmüş.


Diğer Yazılar

kuşların konmadığı ağaç

önsözümsü Hayatımdaki küçük şeyleri değiştirmek adına aldığım ilk kararlardan biri, istifçilikten maximalistliğe …

‘kısa olan’ın psikesi VI: Bu Bir Kültür Ürünüdür

Sözü yazıya dökmenin kuşkusuz çok fazla yolu var. Yazının kalıbı kadar sözün kıvamı da mühim elbette. Her zaman kuşu…

tanrıma manifesto

Öyle Bir Akşam Bir akşam üzeri konuştum seninle.Sen olmaya soyunmaktan vazgeçtiğim, senin ise “varım” diyebilmek …



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .