Bugün yapay zekâya danışmadan ne yaptım?
Dijitalleşmeyi iliklerimize kadar sindirdiğimiz bu çağda, fikir ve görüşlerine sarsılmaz bir otorite atfettiğimiz yapay zekâ uygulamalarına Turist Ömer selamı gönderiyor, fiziki bir kurdeleyle açılışı yapıyorum. Çünkü artık onlar, sadece birer program değil; terlik fırlatılan aile üyesi, kadeh tokuşturulan dost, hüzün üçgeninde sırdaş… Ve bu benzetmelerin halayını sürdürme işini size bırakıyorum.
Gündelik işlerden özel yaşantıya kadar, her soruyu onlara danışıyoruz. “Sen ne dersen o doğrudur” rahatlığıyla algoritmayı yeni sürüm Themis’e dönüştürüyoruz. Belki bir sonraki evrede, satır aralarında müstehzi gülüşlerini duyacağız — kim bilir?
Ama ironinin ardında pek de komik olmayan bir hakikat var. Biraz da gerçekler diyelim mi? Ne dersin? Mesela, ölüyoruz. Öldürülüyoruz. Güvensizliğin ortasında güven arıyoruz. Başvurulan kredilerle hayatta kalmaya çalışan bir neslin fiyakalı direnişini sahneliyoruz. Kiralar göğe yükseliyor, ücretler yerin dibine çekiliyor. Market raflarıyla cüzdanlar arasındaki uçurumda yürürken dengemizi kaybetmemeye çalışıyoruz. Bir yanda influencer ışıltısı, öte yanda işsizlik kuyruğu. Yarına dair umudu bankaların faiz oranlarında, siyasetçilerin nutuklarında, şans oyunlarının kâğıtlarında arıyoruz. Güçlünün daha da karanlıklaştığı bir çağda, iyilerin iyi kalabilmesinin artık bir lüks olduğunu biliyoruz.
Ve işte tam bu noktada, “Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir” dizesi kapıyı çalar. Ama yapay zekâya dönüp o hissi soramazsın. Sana, senden olanı anlatamaz.
Bu yüzden “Bana ait çizgiler, dikkat et silinmesin” sözlerini, tüm yapay zekâ uygulamalarına ithaf ediyorum. Çünkü çizgiler, nihayetinde bizim kırılganlığımızdır.
Enter/.
resim: Jean-Michel Basquiat, Untitled (Skull), 1982. © Estate of Jean-Michel Basquiat. Görsel, eleştiri ve inceleme amacıyla kullanılmıştır.