Yağmur yağdığında salyangozlar alelacele çıkarlar toprağın altından. Sağda solda yavaş yavaş ilerlerler ve bazen de hafif bir çıtırtıyla ezilir giderler. Bazıları yağmurun ardından çıkan ani güneşte saklanacak yer bulamaz veya bazısı kabuğunu terk eder. Böyledir salyangozlar, hepimiz biliriz. Sanıldığı gibi aniden delirmedim. Yavaş yavaş başladı. Saksağanlar yüzünden başladı. Saksağanların delirttiği ilk kadın ben olabilirim.
Bir süredir evimin balkonundan saksağanları gözlemliyordum. Bulutların arasında süzülüp aniden yere doğru pike yapmaları, bir kediyle şakalaşmaları, yüksek bir dala konup aşağı kozalak atmaları, yaptıkları her şey beni büyülüyordu. Haklarında çok fazla araştırma yaptım, ölen yakınları için cenaze töreni düzenlemeleri, ölülerin tüylerini düzeltip etrafında beklemeleri, altı yaşında bir çocuğun zekâsına sahip olmaları, insanların yüzlerini asla unutmamaları… Bu kuşlar hakkında yazılanları durmadan okudum. Bahar gelmeden yuvalarını onarmak ya da yeniden yapmak için malzeme koleksiyonu yaptıkları da böylece öğrendim. Yuvaları için en uygun malzemeleri örneğin kuşlar konmasın diye binalara tutturulan dikenli plastikleri, kozalakları, dalları, tüy topaklarını ve daha birçok nesneyi biriktirdikleri ağaç altı köşeleri vardı. Bir sabah köpeğimi gezdirmek için her zamanki çamlık yolda yürürken önce salyangoz kabuklarına gözüm ilişti. Sonra etrafında dairesel olarak yerleştirilmiş küçük taşlar, kozalaklar fark ettim. Hem de hemen her ağacın altında vardı bu düzeneklerden. Saksağanların beslenme alışkanlıklarına uygun olması için yürüyüş yolumdaki çam ağaçlarının altında gördüğüm her salyangoz kabuğunun içine kuru yemiş bırakmaya başladım.
Günün birinde bir saksağanla yakınlaşabileceğime inanmaya başlamam da bu dönemler başladı. Kuşlarla konuştuğum için hastaneye yatırılmadan önceki birkaç aydan söz ediyorum. Her saksağanın kendine has biriktirdiği nesne toplulukları vardı. Her gün gidip salyangoz kabuklarındaki yemişler bitmiş mi diye kontrol ederken özellikle bir tanesinde farklı bir nesne gördüm. Bir çocuk tokası… Çocuk tokası beni hiç beklemediğim kadar duygulandırdı, evdeki eşyalarımı incelemeye, tam da o tokanın yanına layık hediyeler aramaya başladım. Hatta kızımın bir tokasını, kırık bir Lego parçasını, şehrin başka bir köşesinde bulduğum meşe palamudunu, kurutulmuş envai çeşit meyveyi, her şeyi hem de her şeyi hediyelerim gibi düşünür oldum.
Saksağanlar için hediyelik dükkânı gibiydi ceplerim. Her sabah bir ufak hediyemi bırakır oldum en sevdiğim salyangozlu köşeye. Etrafta uçuşan ama yere hiç inmeyen saksağanları beni izlerken hayal ettim. Bazı dalların arasında kuş kemikleri saklı olduğunu köpeğim sayesinde bulduk. Acaba ölüleri miydi yoksa yemekleri mi asla öğrenemedim. Ve hiçbir düzeneğin yerini bozmadık, sadece baktık, etrafında gezindik ve hediyelerimi bıraktık.
Etrafında gezindik evet, baharın gelişini bir salyangoz kabuğunun etrafında fark ettim ilk kez. Daha önce açan çiçeklerdi ya bahar, bu defa kurumuş dalların, arasından filizlenen incecik dallardı, yosun tutmuş taşların arasından sızan bir dünya olduğunu gördüm hem de her gün, hem de hızla. Beni tepeden gözlediklerinde kendimce bir ıslık tutturur oldum sonraları, cevap geldikçe neşelendim, gözüm yerden dallara, dallardan gökyüzüne, uçsuz bucaksız uzanır oldu.
Her balkonun demirinde, her kaldırımın köşesinde görür oldum kuşlarımı. Binlerce güneş ışığının arasından seçer oldum siluetlerini. Kollarıma konsunlar uçursunlar istedim beni. Kollarıma konsunlar da uçayım derken kendimi akıl hastanesinin odasında buldum. Kafamın içinde yüzlerce kuş sesi, gözlerimin önünde lekeli bir tavan… Nerede olduğumu anlamam birkaç saatimi aldı, penceremden dışarı baktığımda gördüğüm saksağanlar anlattı. Kızım için oradan çıkmak zorunda olduğumu, baharı bir defalık böyle görmem gerektiğini, beni ilgilendirmeyen işlere karışmamam gerektiğini anlattılar. Bir şizofrenin saksağan güncesi böyle ansızın hafızamın tozlu raflarına saklandı. Sakladım. Eve döndüğüm gün apartmanımın kapısında kızımın tokasını buldum. Teşekkür ederim tüm uçuşlar, tüm işaretler ve tüm sesler için. Bir salyangozun kabuğunda yeniden buluşmak dileğiyle…
resim: Pınar Kumandaş