soytarının aklı bir yudum suda kaldı
topla hadi her şeyi gösteri çoktan bitti
akla karayı seçtin mi o saadet zamanında
fırlat havaya toplarını zaten susarsın yakında
yani kesilir sesin diyorum bırak bir yudum suyu
bunlar döküldü dilimden ve konuştu soytarı
o ne soytarıdır ki yazıktır ona
tüm güllerin dikeni onun parmağına batmıştır
ve ahların en şaşaalısını ceplerinde taşır
gözleri konuşurmuş gibi davranır zamanınızı harcar
ama inanın bana beynindeki tilkileri duymak istemezsiniz
sırtında taşır celladını ve küçümsemez onu
akla karayı seçemez saf beyinlidir
karışır durur aklı ellerinden kayar günler
bir çınarın gölgesinde dinlenmez
sürekli güldürür insanları
o ne soytarıdır ki hali acınası
bir yudum suda kalmıştır aklı
ve gözleri aynada seçemez kendini
masumiyet onu terk etmiştir ağlar arkasından
öfkesinin ele geçirdiği her derdi suçlar
kinine sadıktır zamana yenik düşürmez
kirpiklerinde yorgunluğun yazgısı yazılıdır
ruhunu görmek zordur bir silüetten ibarettir
soytarı çöle düştü
gözlerindeki yaşları hiçbir zaman tutamadı
sevilmemenin ağrısı düğümlendi boğazına
ve sevmediği için kendine kızdı
vicdanı beş sopada buldu çareyi
ama nolur bilinsin candaşı yükledi o yükü sırtına
kalbindeki ağrı geçmedi hiçbir zaman
ve nolur inanın soytarıya
hali gerçekten acınası
içi bükülüyor ve kıvrılıyor öteki yana
araftan çok sıkıldı yerini arıyor sürekli
hangi toprak ona yuva olacak bilmiyor
boğazı fena düğümleniyor
ve aklını kaybediyor yavaş yavaş
soytarı sustu
aklı hala bir yudum sudaydı