© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

conatus

Ekim 22, 2026
Özgür Özben

Paylaş

İnce ve keskin kristaller misali gri kum taneleri, zihnimdeki düşüncelerden daha hızlı uçuşmaya başladı etrafımda. Gökte, yerde, algımın uzanabildiği her yerde var olan ve sonsuzluğa uzanan tanecikler kaderimle alay eder gibi dans ediyor havada. Gözlerimin önünde boşlukta süzülüyor, tenime değen her tanecik kesiyor ve kanatıyor, görüş açımı öyle daraltıyor ki ufuk çizgisinin hayaleti tüm bu hıza inat yavaşça silinip gidiyor hatıralarımdan.

Bu kez başaracağımdan eminim, herkes gibi ben de kırmızı sahibi olacağım, pes etmeyeceğim, hayatımı buna adadım, bu cehennemden çıkmam için bana kırmızı yardım edecek. Ellerimin sayısız kesikle paramparça olmasına aldırmadan önce sağ elimi yerdeki kum yığınına daldırıyorum, ruhumu sıkan bu histen daha güçlü sıkıyorum ki fiziksel acım içimdeki ıstırabı bastırsın. Hiç beklemeden sol elim takip ediyor bu neredeyse dinsel sayılabilecek ritüelimi, elimdeki eklemler bembeyaz olup damarlarım bu çabama eşlik etmeye gelerek görünene dek sıkıyorum. Sürünerek de olsa bulacağım kırmızıyı, ve ona bir kere sahip olduğumda hayatım pahasına bırakmayacağım.

Kırmızı yolculuğumda kaç kere karardı kum taneleri bilmiyorum, bir süre sonra içimde sönen yıldızlar gibi gökyüzündeki yıldızları da söndürerek hayal etmeyi bıraktım. Hiçbir şey değişmedi, ellerim beni uzaklara sürükleyemedi, sayısız günler birbirini kum tanelerinden daha hızlı kovalamaya başlar oldu ve çabam beni an be an tüketti. Tekrar aynı yerdeyim sanki, daireler çizip başladığım yere geri dönmüş olma ihtimalim ruhumu alevlendiriyor. Gün ışığından, gecenin karanlığından mahrum kaldığım bu çukurda kırmızıyı bulamadığım yolculuğum şiddetli baş ağrılarımla sonlandı. Titreyen ellerimle hızlanan nefesim birbiriyle yarışıyor, nedir bu? Kırmızıya ulaştım ve ruhumu ele mi geçirdi? Hedeflendiğim bu muydu?

Yok. Bu sefer daha bilgeyim, kırmızının bana göre olmadığını anladığımdan ve yaşadığım korkunç halden kurtulduğumdan beri maviyi istiyorum. Evet, hayatımın anlamı maviyi bulmak olmalı. Önceki hatalarımı tekrarlamamak üzere yeni yolcuğuma sakin bir şekilde başlayacağım. Hiç acele etmeden, bilge bir ruhun yavaşlığında doğruluyorum. Önce sağ ayağımı yerdeki kum yığınına daldırıyorum, adımımı ruhumu bunaltan bu histen daha sağlam basıyorum ki kararlılığım görülsün. Hiç beklemeden sol ayağım takip ediyor bu neredeyse bilge sayılabilecek ritüelimi, tam dengemi bulup kum taneleri beni sarsmayacak kadar kökleniyorum bulunduğum yere. Sonsuza dek yürümem gerekse de bulacağım maviyi, ve ona bir kere sahip olduğumda hayatım pahasına bırakmayacağım.

Mavi yolculuğumda kum tanelerinin dansı adımlarım kadar yavaşladı, duruldu, sakinleşti. Doğru yolda olduğum yanılsamasını veren bu değişimle birlikte varamadığım hedefim, içimde bir şeyleri paramparça etti sanki. Son adımımı attığımda artık kararlılığımla birlikte tükenen bacaklarım beni yarı yolda bırakarak pes etti. Tekrar aynı yere döndüm, daha yavaş aktı zaman, kum taneleri ve gözümdeki yaşlar. Zihnimdeki düşünceler bile ruhumdaki masmavi denizde boğuldu, aldığım her nefes zehir gibi işledi ciğerlerime ve şiddetlendi gözyaşlarım. Çaresizce aradığım mavinin yansıması mıydı bu? Hedeflediğim bu muydu?

Yok. Nerede yanlış yaptığımı anlamadığımı ve hiçbir şey bilmediğimi itiraf etmeliyim sanırım bu noktada, bu beni daha bilge yapar mı? Bilgelik önemli değil gerçi, önemli olan sarıya ulaşmak. Gün ışığı gibi, bir zamanlar ruhumun parıltısı olarak hayal ettiğim gibi, ateşböceklerinin cılız yaşam belirtisi gibi. Bana sarı lazım, değil mi? Ya öyle değilse, daha kötüsü ya başaramazsam? Sarı da bana diğer yolculuklarım gibi sadece ıstırap getirecekse ne anlamı var? 

Sahi ne anlamı var yolculuklarımın? Hedeflediğim tüm renklerin zaman zaman içimde parıldadığını deneyimledim, hatta sarı daha yolculuğa başlamadan bile öyle güçlü parladı ki gözlerimi kamaştıran bu ışık karşısında ne yapacağımı bilemez hale geldim. Kum taneleri havada asılı kaldı ruhumu titreten bu his gibi. Zaten içimde olan renkleri mi kovalıyordum en başından beri? Ama istediğim bu değildi…

Kırmızı öfkeli olmamalıydı, daha tutkulu hayal etmiştim çünkü yolculuğumun başında öyleydi – değişmemeliydi. Mavi hüzünlü olmamalıydı, daha huzurlu hayal etmiştim çünkü yolculuğumun başında öyleydi – değişmemeliydi. Sarı… Sarı bu kadar endişeli olmamalıydı, daha neşeli hayal etmiştim çünkü mutlu olmak istedim. Ruhumda zaman zaman parlayan, etrafımdaki kum tanelerine olduğu kadar bile etkimin olmadığı bu renkleri kovalamak mıydı hatam? Herkes öyle yapmıyor muydu? Herkes mutlu olmak için çabalamıyor mu, bu gri çöl yığınından mutsuzken nasıl kurtulacağım? 

Hayatın anlamı renkleri kovalamak sanmıştım. İyi bir hayat ancak ve ancak ruhumdaki renklerle şekillenir sanmıştım. Ne kadar yanılmışım. Tutkuyu kovaladıkça içimde parlayan öfke, huzuru kovaladıkça arkamdan sinsice yaklaşan hüzün, ve neşeyle el ele vermiş endişe…

Yok. Artık görüyorum, bu kazanamayacağım savaşı bırakıyorum. Pes etmiyorum asla, anlamlı bir hayat yaşamaktan pes etmiyorum. Sadece ruhumdaki renklerle olan savaşımı bırakıyorum. Nihai yolculuğumda onlar benim amacım değil, eşlikçim olacak. Önce biraz yeşil üflüyorum ruhumun derinliklerinden yerdeki kumlara. Denizinde boğulduğumu sandığım mavi hızla yükseliyor göğe doğru. Gri kum taneleri usulca uzaklaşıyor, aralandıkları yerden gözlerim belirli belirsiz bir çizgiyi seçiyor. Ruhumdaki renklerin eşliğinde ufuk çizgisine doğru ciğerlerime kum tanecikleri girmeden derin bir nefes alabiliyorum sonunda.

Nihayet anlıyorum ki, anlamsız bir savaşı bırakmaktı beni özgürleştiren. Ruhumla kavgayı bırakmaktı, onun renklerini kovalamadan sadece var olmalarına izin vermekti beni özgürleştiren. Ben bu özgürlükle hayatımın anlamına doğru yürürken artık tek dileğim, olur da bu çukura düşersen senin de yazdıklarımı okuman ve özgürleşmendir.

“İyi bir hayat onların hislerine göre şekillenmez.
Onların hisleri, doğalarını ne kadar iyi gerçekleştirdiklerine göre şekillenir.”


fotoğraf: Francesca Woodman, “başlıksız” serisi, 1975-1978


Diğer Yazılar

Nobel’in sıradan kadınları: güzellik buyruğuna direnen yelek

“İnsanları körü körüne bağlılıklardan, sloganlara, söylevlere, liderlere ve grup duygularına itaatten kurtaracak ola…

doksan sekiz

bazı şeylerin acısını sonradan hissediyor,bazı acıların sebebiyle de sonradan yüzleşip hissizleşiyorduk. Ölümün n…

Bizans sanatında dini figür tasvirleri ve sembolleri üzerine bir inceleme

Ortaçağ ve Erken Dönem Rönesans eserlerinde (tablo, fresk, ikona) sanatçılar kutsal figürlerin tasvirinde, bu figürl…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .