– lütfen çanlar çalmasın artık. bir kıştan kurtulmaksa asıl amacım hiçbir inancın kapısından da giremem. üstelik tüm uzak diyarlar ayağımın ucunda, ellerim bütün haritaların üzerinde. yalnız iki elim var sanırım. emin olamıyorum hangi diyardan geçtiğime, evet, iki elim var. hiç gözüm yok ve kulaklarım… galiba çoktan kestim onları. kesilince sağır olunmuyormuş, en azından onu öğrendim. fakat çanlar beni bitiriyor. duyuyor musun? lütfen söyle. ben çok duyuyorum çünkü.
– nasıl dayanıyorsun, anlatsana biraz?
– aslında dayanamıyorum, -mış gibi yapmak ustası olduğum nadir konulardandır.
– bu dayanmak oluyor zaten.
– hayır anlamıyorsun, olmuyor.
– lütfen övme kendini daha fazla/fazla aşağılıksın sen çünkü. hiç koyun bile saymamışsındır hayatında. uyanıkken denemişsindir o bilmezliğinle ve kendi kendine ‘neden sayıyorum’ diye sorduğunda cevap bulamamışsındır. çünkü aklın yolu bir olmamalı, gölgeleri sen takip etmelisin. yollar seni istediğin yere götürmez. sen düşünürsün, durursun yollarda ve görürsün bazen ya da görüp istediğin anlamı yüklersin en anlamsız gerçeğe bile. her adımında bir sonraki adımını düşünmen gerekmez. sürekli gittiğin ve alışık olduğun o yollar bile bir gün sana ihanet edebilir.
– sen nerden bileceksin buzlarımı ya da belki de kayıp düştüm ben o yolda. kimse görmedi belki ama kendi kendime gülmüştüm ben aslında. fakat kaldırımdan özür dileyemedim. aslında amacım onunla dalga geçmekti. ‘sen nasıl bir kaldırımsın ki senin üstünde yürüyen insanlar sana takılıp düşüyorlar.’ demedim, çünkü kafamın içinde çalan çanlar beni acizleştirmeye başlamıştı çoktan.
– götür hadi onları gözyaşlarının olduğu yere. yaz mı yoksa kış mı? sen seç bakalım. gerçi sen hep yaz mevsimini seçersin ama yine de kışı bir kere dene. en azından bilirsin. ve bilmekle ilgili sorunların olduğunu biliyorum. kaybolmaktan korkmasan bile kaybolduğunun bilgisinin öğrenilmesinden korkuyorsun. fakat bilmiyorsun işte kaybolmak daha korkunç. ben çanları susturmayacağım. sen hangi yoldan geçersen geç, bu çanlar senin prangaların olacak. attığın her adımda, dinlediğin her şarkıda, birer kuyu olan gözlerinin içinde bulunan ve anlam yüklemekten artık taşıyamadığın her objeye şahit olan yollar bile susturamayacak.
– yine de, izin ver rica edeyim. çanlar artık çalmasın.
– rica etmene bile izin vermeyeceğim. hangi yolu gidersen git, gözüne takılan her anlamsız objeye bile bir anlam yüklerken çanların sesini duyacaksın. çünkü sen, arayışının sana vermiş olduğu bir ceza olarak gözlerinle bile duymaya mahkumsun.