© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

kapı

Kasım 2, 2026
Seçil Genç

Paylaş

Kıyametti… İlk değildi. Hepsinden sağ çıkmıştım. 

Yaşım beş buçuk.
Tek katlı evin camından bakıyorum. Dut ağacı yapraklarını dökmüş. Demek ki ilkbahar değil. “Büyük büyükanne gitti,” diyor biri.
Tülün arkasından bakmaya devam ediyorum. Tülü aralasam, her şey gerçek olacak sanki. “Benim yüzümden mi?” diyorum. En son onu kızdırmıştım.
Sesim çıkıyor mu, hatırlamıyorum. O sesi tanır mıyım, bilmiyorum.

Yaşım on üç.
O gün terasta bacaklarımızı duvardan aşağı sallandırdığımızı görünce babaannem kızmıştı. Sonra ben evde kaldım. O gitti.
“Dilek ölmüş.”
İlk dostum.
Babaannem kızınca bacaklarımızı geri çekmiştik. Oturduğu yerin ölüme bu kadar yakın olduğunu nerden bilebilir bir çocuk?
Adını söylesem sesim ona gidecek sanıyorum. Gitmeyeceğini bile bile insan neden seslenir, bilmiyorum.

Yaşım on yedi.
Elimde bir poşet ilaç, köşeyi dönüyorum. Dünyanın en uzun yolu. Son bir dil altı. Hadi babaanne. Biri kolumdan çekiyor. Tek bir kelime insanin ömrüne böyle çöküyor: Gitti.
Babama nasıl söylerim?
Birine, anne diyeceği kimsenin kalmadığını nasıl söyler bir çocuk?
Sesim ona ulaşır mı, bilmiyorum.

Dut ağacı ve çocuk. Ölümün ne olduğunu henüz bilmiyor çocuk, ama suçun ne olduğunu bir yerinden öğrenmiş. Bir de giden insanların döndüğünü biliyor. Kapı var çünkü. Çünkü kapı bunun için var biraz da. Sabah çıkanın akşam girdiği yer.
Giden, döner…

Yaşım kırk beş…
Ölüm. Ne heybetli bir sesleniş. O kelimeyi artık biliyorum. Sevdiklerimin ölebildiğini de. Yine de bilmek, ne yapacağımı öğrenmeye yetmiyor. Bir insan hakkında kurulabilecek onca cümlenin bir anda geçmiş zaman kipine dönüşmesini anlamak zor. Her şey yerli yerindeyken bir anda hiçbir yerde olmayışı nereye sığdırır insan?
Yıllar geçtikçe kapının ne işe yaradığını öğrensem de ölümün ardından ne yapılacağını hâlâ bilmiyorum.
Beklemek ne zaman bitecek?
Birinin gelmeyeceğinden nasıl emin olunur?
Olunur mu?

Pencereden bakıyorum. Hep aynı cam. Bazen kuşlar geliyor. Her gün içimde çoktan büyüdüğünü düşündüğüm biri yeniden beş buçuk yaşına geliyor. Takvimle içimde olanın hesabı birbirini tutmuyor. Yanına oturup anlatıyorum. Bir gün doğru cümleyi bulursam beklemekten vazgeçecek sanıyorum. Onun bildiği bütün gidişlerin bir dönüşü var çünkü. Kapı…
Benim bildiklerim ona yetmiyor. Her seferinde neden dönemeyeceklerini anlatıyorum. O yine kapıya bakıyor.
Dut ağacı yeniden yapraklanmış olmalı. Bende kalan görüntüsü çıplak. Dışarıda mevsimler değişiyor. Ama o pencerenin önü hâlâ ilkbahar değil.
Gelmeyeceklerini biliyorum.
Yaşım kırk beş.
Her kapı açıldığında başımı çeviriyorum.

fotoğraf: Francesca Woodman, “Melek” serisinden “İsimsiz”, 1977.


Diğer Yazılar

Nostalji Radyoları: Seni Sevmek İçin Ölmek Mi Lazım?

Birkaç sene önce Radyo Alaturka’da rastladım bu şarkıya ilk kez. Aklımda kalan üç şey vardı yalnızca: Düzenlemedeki …

conatus

İnce ve keskin kristaller misali gri kum taneleri, zihnimdeki düşüncelerden daha hızlı uçuşmaya başladı etrafımda. G…

Nobel’in sıradan kadınları: güzellik buyruğuna direnen yelek

“İnsanları körü körüne bağlılıklardan, sloganlara, söylevlere, liderlere ve grup duygularına itaatten kurtaracak ola…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .