Çağın dehümanizasyon eğiliminin başat enstrümanlarından insansız hava aracı yani drone, estetik vasatlaşmayı hızlandıran, onu normalize eden ve kaynak düzeyinde yeniden üreten bir teçhizat olarak öne çıkar. Aeriyal bakışın sağladığı operasyonel kolaylıkve sinematografik ölçek etkisi, Drone Çağı’nda neredeyse her görüntüyü hayret makinesine bağlayıp otomatik bir güzellik vaadine dönüştürür. Tam da bu yüzden drone’un güzellemesini yapmak yerine, onu görsel rejimin bir semptomu olarak kontraryen bir çerçeveden okumak—yükseltici bakışın üretim koşullarını, standartlaşmış kompozisyon kalıplarını ve post-prodüksiyon cilasını ifşa etmek—hem analitik bakımdan verimli, hem de ironik biçimde eğlenceli görünmektedir.
Drone apolojisine karşı bir demonizasyon üretmeye gerek yok; mesele, olguyu analitik başlıklar/alt-başlıklar etrafında tartışmak ya da sadece ve sadece sesli düşünmek. Öncel sorun, drone’un sinematik/sinematografik refleksi atıl kılmasıdır; bu atıllık, simülasyon evreninin bir alameti olarak kusursuzluk ideali etrafında örgütlenen zihniyetin elini güçlendirir. Drone, çoğu zaman plug-and-play bir otomatik çözüm gibi kavranır; böyle bir rejimde banal olan dahi anlamlılık izlenimiyle paketlenir, ortama nedeni muğlak bir yücelik telakkisi yayılır. Neticede estetikten azade, hatta çirkin sayılabilecek görüntüler bile, irtifa alma–kayış–dönüş koreografisi ve manzarasallık etkisiyle bir efekt estetiği içinde yutulur; bakış, bedensel sezgi ve kadraj riski yerine pürüzsüz bir seyir yanılsamasına teslim edilir.
Drone’un amaçsallaştırıldığı rejimde neler mi olur? Öncelikle burada hikayeler yerini tura bırakır, bu tur, özerk bir diegetik nasıl’lık üretmez, çoğu kez kendine yapıştırılmış bir soundtrack eşliğinde işleyen dolaşım koreografisine dayanır. Ortaya çıkan turistifikasyon, kartpostal estetiğini merkezîleştirir: Drone’un aşkın bir teçhizat, eksiklikleri örten heroic gizmo olarak kodlandığı zeminde mekâna içkin bakış elenir. Böyle bir kurulumda belirleyici olan artık içerik değil, biçim—hatta yüzeysel biçim—parametreleridir. Bu kartpostal rejimi, bakışı ideolojik olarak tepeden konumlandırır; irtifa arttıkça zaten masum olmayan görüş, denetleyen–ölçen–haritalayan bir panoptik göze evrilir. Öyle ki Drone Çağı’nda Allah hepimizin tepesinden bakar.
Sinema tarihinde eşi benzeri bulunmayan epik tabloları —Coppola’nın Apocalypse Now’ındaki hava hücumu, Kubrick’in The Shining açılışı, Reggio’nun Koyaanisqatsi’sinin kent-biçimbilimi— mümkün kılan helikopter çekimlerine çoğu kez hatalı biçimde drone’un muadil olabileceği varsayımı eşlik etmektedir. Oysa drone, helikopterin sunduğu insanî (dolayısıyla yer yer kusurlu) hareket morfolojisi, optik çeşitlilik ve üst düzey sensör performansı, uzun menzil–yüksek irtifa–geniş hız zarfı gibi kapasitelere yapısal olarak yaklaşamamaktadır. Bu nedenle drone, en fazla bir vasıtanın vasıtası olarak; bağlama göre sınırlı ve gerekçeli biçimde devreye alınması gereken taktiksel bir aygıt olarak konumlandırılmalıdır. Helikopter, maliyet ve lojistik koşullar nedeniyle çoğunlukla epik işlevler için kullanılırken; drone’un sokak aralarına, ağaç içlerine, pencerelere ve koridorlara sızabilen çevikliği (ve görece düşük maliyeti), panoptik bakışın dolaşımını kolaylaştırmaktadır. Bu yüzden drone yasaklanmasa da hak ettiği yere indirilmelidir.