© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

postpanoptikon ve mahremiyet virajı

Mart 7, 2023
Onur Turgut

Paylaş

Gözetimsel iktidarın ilksel biçimi olarak karşımıza çıkan Panoptikon; polisiye, güvenlik, ticaret, yönetim gibi çeşitli alanlara yayılan ve kapsamını genişleten, yoğunlaştıran, verilerin tasnif edilerek ve senteze tabi tutulmasını karşılamaktadır. Bu primitif ve kaba tarifin tarihsel ölçekte nasıl sistematik hale geldiği irdelemek, toplumsal alanın her yanına nüfuz ettiğini saptamak, panoptikonun soy kütüğünü anlamlandırmakta önemli yer tutacaktır. Jeremy Bentham’ın hapishane örneği olarak tasarladığı mimari proje, panoptikonun kavram katmanında genişleyerek gözetim olgusunun temellerini oluşturmuştur. Bu mimari yapı, yalnızca hapishane modeli olarak değil, pek çok toplumsal kuruma (okul, tımarhane, fabrika, ıslah evi, barınaklar) uyarlanabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bentham’ın dediği gibi:

“…bina, endüstrinin her alanındaki iş kollarındaki ıslah edilemeyenlerin cezalandırılması, acizlerin bakılması, hastaların tedavi edilmesi, gönüllülerin yönlendirilmesi, ya da eğitim alanında yeni neslin eğitilmesinde olsun: tek kelimeyle,  ölüm odalarında hükümlülerin kaldığı cezaevlerinin ya da yargılanma öncesi sanıkların tutulduğu nezarethanelerin ya da azılı suçluların kaldığı hapishanelerin, ya da ıslahevlerinin ya da düşkünler evinin, ya da imalathanelerin, ya da akıl hastanesinin, ya da hastanelerin, ya da okulların amaçlarına uygulanabilir.” (Bentham, 2008:12).

Bu yönleriyle bir tür denetim ve tahakküm mekanizması olan panoptikon, mimari sahada sınırları belirlenmiş ehlileştirme aksiyonlarının aracıdır. Kavramın özü görünmeden görme eylemine dayandığı için gözetlenme hissi içselleştirilerek anonimleştirilir. Mutlak gücün meşrulaşması olarak da adlandırabileceğimiz bu örnek, hükümranlığın temsili olarak dolaylı bir mutlaklaştırma sürecidir. Michael Foucault’a göre (2019: 303) bu güç, geleneksel iktidarın alacalı görüntüsünü sekteye uğramaz aksine, ulaşılamaz bir mertebeye yükselerek gövde gösterisi halini alan yapıya bürünür. Benzer şekilde David Lyon’da bu görüşün bilinçli düzenlenerek kullandığını savunarak şunları kaydeder: “Uzmanlaşmış bilgi, her modem kurumun gücünü artırır. Bu bilgiler birarada ele alındıklarında, öyle görünüyor ki özel denilen hayatın şimdiye dek görülmedik ölçüde artan alanlarını sömürgeleştirilmektedir” (1997: 21). Diğer taraftan, Anthony Giddens (1997: 55-60); gözetimi modernliğin kurumsal dönüt noktalarından biri olarak kabul ederek toplumsal denetlemenin, rekabetçi anlamda sermaye birikiminin, endstrüyalizmin bilhassa savaş endüstrüsinin lokomotifi olarak imler. Görüldüğü üzere yaşam pratiği üzerinde tesiri tarafından modernitenin kurumsal yüzü olarak kabul edilen gözetim (surveillance), davranış modellerini belirleyen epistemolojik kırılmanın önemli bir veçhesidir. Yani yalnızca kapatma, kapatılma mevzusunu menziline almaz aynı zamanda, egemenlik kurucu iktidar araçlarının ötesine geçerek derinlere temerküz eden bilişsel anlamlandırma pratiği olarak öne çıkar. Bir başka düşünür Gilles Deleuze (1992: 3-7), gözetimin bir ağacın tıpkı panaptikon gibi katı, dikey bir düzlemde köklenip büyümesinden ziyade, sarmaşık gibi sürünerek yayıldığı ifade etmiştir. Bu büyümeyi yaşayan toplumlar için “kontrol toplumu” terimini ortaya atmıştır. Anlaşılmaktadır ki panoptikon, disipline edici güç mücadelelerinin ardına uzanarak komplike toplumsal örgütlenmelerin enstrümanı olmuştur. Diğer taraftan iktidarın gözü yaşamı geniş bir hapishaneye dönüştürerek yaşam alanlarına sızmıştır. Yani bir tür kimliklendirme, idealize etme, özneleştirme, zapt etme pratikleriyle kurgulanmış ilişkiselliğin taşıyıcısıdır.

Görsel 1: Jeremy Bentham’ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishanenin inşa modelinin tasarım konseptini gösteren görsel.

Panoptikon, kitleleri kapatma şeklindeki pratikten ziyade kitleleri kapatmaya uygun hale getirmeye çalışır. Bunu yapmanın ön koşulu da görünür kılarak, şefafflaştırmaktan geçmektedir. Panoptikondan Postpanoptikona geçişte ise mekan, özne ve iktidar arasındaki dolayımların türetilme biçimlerinde yaşanan değişimlerin tezahürleriyle karşılaşılmaktadır. Postpanoptik iktidar biçimlerinde, beden mekansal sınırlardan arınarak, kasti bir hegemonyaya eklemlenerek edimselleşir. Bir anlamda, soyut mekanlar aracılığıyla öz-bilince dayalı tercihler, eğilimler yersizyurtsuzlaşarak içeriksizleştirilir. Bu radikal dönüşüm, enformasyon sistemlerindeki değişim, teknolojik gelişmeler ve dijital atılımlar aracılığıyla belirli bir moment kazanır. Bu süreçlerle koşut bir seyir izleyen piyasadaki sermaye dönüşümü, küresel kapitalizm, medyadaki ivme, görsel deneyimin öncelendiği imajlara dayalı yaşam tasavurrunun yerleşmesine neden olur. Bir anlamda iktidarın gözü, gözün iktidarına evrilerek görsel dönüşümün galebe çalan hipotetik kurguyu açımlar.

Postmodern dönemle birlikte, medya ve görsel iletişim ortamların, günümüzün saf görünürlük alanları üzerinden gerçekliğin üretim alanlarına dönüştüğünü dile getirmek mümkündür. Nitekim Baudrillard’a göre de (2011: 85), “gerçek ya da hakikate özgü perspektifle bir ilişkimizin kalmadığını farklı bir uzama geçiş olayıyla birlikte, tüm gönderen sistemlerinin tasfiye edildiği bir simülasyon çağına girilmiştir.” Bu simülasyon çağı, gerçekliğin üstünün örtüldüğü gösteri toplumuna doğru seyreden gerçekten sanala kaymayı temsil eder. Debord’a göre (1997: 178-18) “Gerçek dünyanın basit imajlara dönüştüğü yerde basit imajlar gerçek varlıklar ve hipnotik bir davranışın etkili motivasyonları haline gelir. Artık doğrudan doğruya algılanamayan dünyayı uzmanlaşmış farklı dolayımlarla gösterme eğilimi olarak gösteri, görmeyi doğal olarak insanın ayrıcalıklı duyusu” haline getirir. Bu gösteri tandansı, tüketim kültürünü pompalayarak ayrıcalığın, hazzın, statünün göstergeleri haline gelmektedir. Baudrillard’a göre (2017: 69), “Tüketim ritimlerinin hız kazanmasına, devasa bir üretkenlikle daha da çılgına dönmüş bir tüketimcilik arasındaki açığın oluşmasına (üretkenliğin ve tüketimciliğin uyumlu eşitliği olarak anlaşılan bolluk sonsuza dek geri gider) neden olan bir talep zorlamasına tanık oluruz.”  Dolayısıyla gözetim, kapitalizmin buyruklarına dahil olarak tatmini, arzuyu tüketimin albenisinde aranan hesaplı döngülere sızmıştır.

Tüketimin yanı sıra Postpanotikon, alan yazında oldukça çeşitli ve farklı kontekstlerde irdelenmektedir. Güvenlik (Bigo, 2006), küreselleşme (Mattelart, 2010), kapitalizm (Fuchs, 2011; Zuboff, 2015) ve gündelik hayat (Lyon, 2006) gibi başlıklar bunlardan bazılarıdır. Bu çalışmaların ortak noktası, gözetimin gündelikleşmesiyle başlayan ve tüm çeperlere dahil olan, toplumsallaşma bileşkesidir. Nitekim olağanlaşan gözetim, bireylerin neyi tükettiğinden, neyi izlediğine, gittiği mekandan, okuduklarına değin takip edilmektedir. Bu yönüyle, kamusal ve özel alan arasındaki sınırların müphemleşmesi gözetimi normalleştiren faktörler arasındadır. Zira görünür olmanın öncelendiği, takdir görmenin benliği ispat etmenin önemli değerler olarak öne çıktığı değerler dizgesinde bakışın nesnesi haline gelmek tahmin edilebilirdir. Çoban’ın da vurguladığı gibi (2014: 3); “göz hem üretim hem tüketim sürecinde yoğun bir şekilde kullanımdadır, gözün iktidarı kesintisiz bir biçimde farklı “göz”leri, gözetim sistemlerini kullanarak doğumundan ölümüne dek özneleri denetim altında tutmaya ve bu denetimi özneler için sıradan ve meşru kılmaya çalışır.”

Mahremiyetin Yitimi

Mahremiyet, toplumsal ve bireysel yaşamın temel olgularından bir tanesidir. Günümüzde bilgi teknolojilerinde gerçekleşen paradigma dönüşümü ve mikroelektriğe bağlı örgütlenme biçimlerini değiştirmektedir. Ekonomik, sosyal, kültürel yapılarda gerçekleşen değişimler, mahrem alanı kısıtlamaya başlamıştır (Yüksel, 2003: 76). Bu durum; kamusal alan, özel alan ve mahrem alan arasındaki sınırları geçirgenleştirerek bireyin özgürlüklerine kast eder hale gelmiştir. Solove (2009: 1), mahremiyet kapsamlı bir kavram olarak tanımlayarak düşünce özgürlüğü, kişinin bedeni üzerinde kontrol, evinde yalnızlık, kişisel bilgiler üzerinde kontrol, gözetleme, kişinin itibarının korunması ve aramalar ve sorgulamalar gibi nüanslar üzerinden bir çerçeve oluşturmuştur. Ancak belirgin bir sınırlandırma oluşturmak adına alanlar arası tanımlardan söz etmek yerinde olacaktır. Kamusal alan; Jurgen Habermas’ın vurguladığı şekliyle (2004: 95), “herşeyden önce, toplumsal yaşamımız içinde, kamuoyuna benzer bir şeyin oluşturulabildiği alandır. Bu alana tüm yurttaşların erişmesi garanti altına alınmıştır. Özel bireylerin kamusal bir gövde oluşturarak toplandıkları her konuşma durumunda, kamusal alanın bir parçası varlık kazanmış olur.” Öte yandan Richard Sennet’e göre (2013: 16), kamusal alan; “Genel olarak, araların da aile bağı ya da yakın bağlar olmayan insanlar arasındaki birliktelik ve karşılıklı taahhüt bağlarını temsil eder; arkadaşlık ya da aile bağlarından çok bir kitleye, bir ‘halk’a, bir politik uygulamaya ilişkin bağdır.” Bu yönüyle genel itibariyle, kamusal alanın sınırları dışında kalan alan, özel ve mahrem olmak üzere tasnif edilir. Mahrem alan, bireyin yalnız kalma imkanına sahip bir yer iken özel alan ise, kamusal ve mahrem alanı dışında kalan, aile, akrabalar, arkadaşlar gibi yakın ilişkide olduğu belli sayıda kişiyi dahil ettiği alandır. Yine Sennet’in vurguladığı üzere (2013: 18), “mahremiyet”; sıcaklık, güven ve duyguların açıkça ifade edilmesi gibi şeyler çağrıştırır.” Bu yönüyle özerk bir yaşam alanına sahip olmak, yakınlık-kapalılık ve belli tasarruflar dışında sınırların belirgin olması özel ve kamu arasındaki çeperleri oluşturmadaki önemli ayrımlardır.

Bilgi ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, Panoptik/sinoptik güçler arasındaki asimetrik ilişkiler, mahremiyetin ontolojisine set çeken, sınırların müphemleştiği toplumsal hayat ve özel hayat arasında yarıkların meydana geldiği kaotik bir etkileşim dönemini teyeller. Gizliliği ve özel hasletleri kapsamına dahil eden bu mahrem alan, çeşitliliği ile boyutlarını farklı noktalara temas eder. Söz gelimi fiziksel boyut, etkileşim boyutu, psikolojik boyut, bilgilendirici boyut gibi hususlar mahremiyetin hangi başlıklar altında değerlendirilebileceğine dair motifler sunar. Fakat burada etkileşimsel boyut öne çıkmaktadır. Nitekim, iletişim kanalları ve toplumsal uzamdaki karşılıklı alışverişi holistik olarak diğerlerine de temas etmektedir. Bauman’a göre (2013: 114), mahremiyete ve bireysel özerkliğe karşı, kamu alanının kişisel ilgilere açılması ferdiyeti, bireyselliğin altını çizerek yaşam politikasının ve serbestleşmenin genişlemesine neden olmuştur. Yani etkileşim kanalları arasındaki çift yönlü ilişkinin dinamikliğine rağmen yalnızlığı perçinleyen, bireysel özerkliğin baltalandığı büyük bir heyula ile karşılaşılmaktadır. Dolayısıyla, kamusal alanın çeperlerinin çözümlenmesi mahrem ilişkileri bozguna uğratmaktadır. Gürbilek’te (2001: 111), “Bugün özel hayata fazlaca dokunulduğundan, kamusal alanın kişisel alanı istila ettiğinden, mahremiyetin kamusalın hükmü altına girdiğinden söz etmektedir. Bu yakınmanın nesnel bir karşılığı da var. Kitle iletişim araçlarının nüfuz alanının artmasıyla birlikte yakın zamana kadar mahrem sayılan bir alan bu özelliğini yitirdi.” İletişim araçları arasındaki gelişmeler birey toplum arasındaki sınırlar silikleşerek, imajların muteber kabul edildiği bir dünyayı resmeder. Bu görsel dünya, iletişim araçları vasıtasıyla dikizlemenin, röntgenciliğin ve gözetlemenin meşruiyetini ilan eder. Nitekim mahrem alanın hükmü kaybolmuştur. Niedviecki (2010: 98), Dikizleme Günlüğü isimli kitabında “Kitle iletişim araçları ve intemet yoluyla, insanların özel hayatlarına ilişkin görüntü ve bilgileri, her zaman eğlence amaçlı olmamakla birlikte, özel hayatın mahremiyetini ihlal etmek pahasına yapılmaktadır” derken dikizlemenin, mahrem alanı tehlikeye atmanın olağanlaşmasından dem vurur. Diğer bir dikkate değer nokta ise internetle gelen büyük değişimdir.

İnternetin diğer iletişim araçlarına oranla daha fazla kullanılıyor olması, demokratik ve etkileşim katsayısının yüksek olması mahrem alana yapılan müdahelenin oranını arttırmıştır. İnternet doğası gereği, başka insanların hayatına dahil olmayı, takip etmeyi, enformasyona ulaşmayı düstur edinen yapısıyla paylaşımı öncelemektedir. Sanal dünyanın kendi kurallarını belirleyerek, gündelik hayata dair alışkanlıkları değiştirmesi, hayat tarzı ve gizlilik üzerine yeni perspektifleri kanıksatması, aynı zamanda mahremiyetin de dönüşümüne işaret etmektedir. Mahremiyette yaşanan aşınmayla, atomize olan kişilikler cep telefonları, bilgisayarlar, kameralar, fotoğraf ve videolar aracılığıyla ulaşılabilir kılınmaktadır. Bauman ve Lyon’a göre (2013: 35), “İnternet yüzünden “anonimliğin ölümü”ne gelince, burada hikaye biraz daha farklı: Mahremiyet hakkımızı kendi rızamızla katlettiriyoruz. Ya da belki sadece, bize sunulan harikalar karşılığında ödenecek bir bedel olarak mahremiyet kaybına rıza gösteriyoruz.” Dijital ortamlarda gerçekleşen mahremiyet ihlalleri, postmodern hayatın bir gerçeği haline gelerek mecburiyete dönüşmektedir. Köse’nin deyimiyle (2011: 13), ya meczubane bir biçimde gönüllü inzivaya çekilerek bu sistemden azade kalacağız ya da bu tüm olumsuzluklara rağmen bu gramere göre davranacağız. Bu durum, Thomas Mathiesen’in “İzleyici Toplum” (1997) adlı metninde izlemenin süreklileşmesine bağlanmaktadır. Zira sosyal olma, takdir görme statü kazanma gibi toplumsal uzamdaki önemli değerler sanal dünyanın bir parçası haline gelerek, dijitalleşmiştir. Teşhir olma, şefafflaşma, skopofili gibi olgular görülebilmenin aracı olarak mahremiyetin yitiminde vazgeçilebilir değerler haline gelmiştir. Bu bir nevi her şeyin sergilenebilir hale gelmesi, dünyevileşmenin tezahürleri olarak çıplaklığın, apaçıklığın hatta pornografik imajların tezahürleri olarak öne çıkmaktadır. Bunun diğer bir olumsuz tarafı, şefafflık algoritmalar aracılığıyla kişiselleştirilmiş alanlar oluşturarak, sınırlı ilgi odakları oluşturur. Byung Chul Han (2020: 54) bu durumu şöyle açıklar:

“Sosyal medya ve kişiselleştirilmiş arama motorları intemette dışarısının ortadan kaldırılmış olduğu mutlak bir yakın alan oluşturur. Burada insan yalnızca kendisi ve kendisi gibi olanlarla karşılaşır. Değişimi mümkün kılacak hiçbir olumsuzluk yoktur artık. Bu dijital mahalle insana sadece hoşuna gideceği kesimlerini sunar dünyanın. Böylelikle de kamusal alanı, kamusal ve hatta eleştirel bilinci ortadan kaldırarak dünyayı özelleştirir. İnternet mahrem bir alana, rahatlık ortamına dönüşür. Her türlü uzaklıktan arınmış yakınlık da şeffaflığın dışavurum biçimlerinden biridir.”

Bu durum teknolojik ilerlemedeki moment, bilgideki aşırı artış ve bunun süreklileşmesiyle ilintilidir. Buna eklemlenen diğer önemli nokta ise bedenin temsilidir. Zira, kendilik inşasında beden-özne arasındaki ilişki mahremiyetin kayboluşuyla anlamını da yitirir. Tüketim sosyolojiyle yerleşen sosyal medyadaki bedensel sergileme tikel anlamında uzaklaşarak maddesel anlamlara ikame edilir. Kartezyen bakışın aksine, beden kökensizleşerek ete indirgenir, özneleştirici pratiklerinden soyutlanır. Bu noktada Deleuze ve Guattari (2012), arzuyu toplumsalın merkezine koyarak, bedenin (üretkenlik) ötesine geçen anlamlarını irdelemektedir. Onlara göre nesneleştirilen şey bedenlerdir: beden, toplumsal üretimin öngördüğü üretim biçimleri içerisine sıkıştırılmıştır.

KAYNAKÇA

Haggerty, K. D., & Ericson, R. V. (2017). The surveillant assemblage. Surveillance, Crime and Social Control, 61-78.

Deleuze, G. ve Guattari, F. (2012). Anti-Ödipus Kapitalizm ve Şizofreni1, çev. Fahrettin Ege, Hakan Erdoğan ve Mustafa Yiğitalp, Ankara: Bilim ve Sosyalizm Yayınları

Bogard, W. (1996). The simulation of surveillance: Hypercontrol in telematic societies. Cambridge: Cambridge University.

Özdemir, Ş. (2020). Post- Panoptikon Çağı: Gözetimin Dijitalleşmesi ve Çevrimiçi Kimliğin Gizliliği Üzerine Bir Analiz . Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi , 20 (3) , 81-108.

Han, B. C. (2020). Şeffaflık toplumu. İstanbul: Metis Yayınları.

Yıldırım, A., & Simsek, H. (2018). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

J. Bentham, C. Pease Watkin & S. Werret. (2008).Panoptikon Gözün İktidarı. İstanbul: Su Yayınları.

Foucault, M. (2019).Hapishanenin Doğuşu. İstanbul: İmge Kitabevi.

Lyon, D. (1997). Elektronik göz. İstanbul: Sarmal Yayınevi.

Giddens, A. (1998). Modernliğin Sonuçları. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Bauman, Z. & Lyon D. (2013). Akışkan Gözetim. Çev. Elçin Yılmaz. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Baudrillard, J.(2011). Tüketim Toplumu, Çev. H. Deliceçaylı ve F. Keskin.İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Debord, G. (1997). Gösteri Toplumu ve Yorumlar, Çev. A. Ekmekçi ve O. Taşkent, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Baudrillard, J. (2017). Simülakrlar ve Simülasyon, Çev. Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları: Ankara.

Bigo, D. (2006). Security, exception, ban and surveillance. In Theorizing surveillance (pp. 60-82). Willan.

Mattelart, A. (2010). The globalization of surveillance. Polity.

Fuchs, C. (2011). New media, web 2.0 and surveillance. Sociology compass, 5(2), 134-147.

Zuboff, S. (2015). Big other: surveillance capitalism and the prospects of an information civilization. Journal of information technology, 30(1), 75-89.

Lyon, D. (Ed.). (2006). Theorizing surveillance. Routledge.

Çoban, B. (2014). Göz Ve İktidar:” Vitrinlere Değil Gökyüzüne Bak!”. LAÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 5(1), 1-15.

Yüksel, M. (2003). Mahremiyet Hakkı ve Sosyo-Tarihsl Gelişimi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 58(01).

Solove, D. J. (2009). Conceptualizing privacy. Calif. L. Rev., 90, 1087.

Habermas, J. (2004). Kamusal alan. Kamusal alan, 95-102.

Sennett, R. (2013). Kamusal İnsanın Çöküşü. Çev., Serpil Durak ve Abdullah Yılmaz. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Gürbilek, N. (2001). Vitrinde Yaşamak. İstanbul: Metis Yayınları.

Niedzviecki, H. (2011). Dikizleme Günlüğü Kendimizi ve Komşularımızı Gözetlemeyi Niçin Bu Kadar Sevdik. Çev.Gökçe Gündüç. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Köse, Hüseyin (ed). (2011). Medya Mahrem. İstanbul: Ayrıntı. Mathiesen, T. (1997). The viewer society: Michel Foucault’sPanopticon’revisited. Theoretical criminology, 1(2), 215-234.


Diğer Yazılar

bir dakika

Dış kapıdan çıktım. Sokağa adım atınca Gizli Yüz’ü biraz düşündüm. Bu filmleri böyle anlaşılmaz ve soğuk yapan şeyle…

Name As A Form Of Home: Writing on Qinyuan Lei’s “The One Who Runs Away Is the Ghost”

International Documentary Film Festival Amsterdam (IDFA) is known as a safe bet for works involving highly personal…

after hours

We made it -Not a lie!- We’ve made everything -roar a hurray to us!- We’ve created a pulp electri…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .