© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

Maskenin Ardındaki Gerçekler: Şarlatan

Ocak 16, 2024
Çağla Göksel Çakır

Paylaş

Belçikalı gazeteci/yazar Thomas Moller Nielsen’ın ünlü Sloven Marksist sosyolog/filozof Slavoj Žižek ve İsrailli tarihçi/yazar Yuval Noah Harari’nin maskelerini düşüren makaleleri, şair/yazar Dolunay Aker’in derlemesi ve şair/çevirmen Burak Bayülgen’in çevirisiyle ilk kez Türkçeye kazandırıldı. Aleni Kitap’tan çıkan ‘Şarlatan (Žižek ve Harari)’ adlı dikkat çekici kitap, akademik camiada hayli ses getireceğe benziyor. Zira kitap, Žižek ve Harari’yi bilinenin aksine Marksizm/sol ideoloji ve bilimle ilgisi olmayan ‘kapitalist medyatik aktörler’ olarak lanse ediyor.

Dolunay Aker’in ön sözüyle Thomas Moller Nielsen, keskin, zaman zaman provokatif bir dille eleştiriyor Žižek ve Harari’yi. Fakat onu diğer yazarlardan ayıran en önemli özellik, gerçeği açığa çıkarmak, eleştirinin hakkını vermek… 21. yüzyılda isimler, ölümsüz olmak için yazıyor. Gü­cün, iktidarın, popülizmin nimetlerinden yararlana­rak felsefeyi, bilimi, sanatı yan bir figür olarak kulla­nan bu isimler hayatın değil sistemin istediği içeriğin yanında yer alıyorlar.

Žižek ve Harari, Nielsen’ın tabiriyle güce ko­nuşan isimler… Felsefenin ve bilimin kavramsal set­lerine saldırı düzenleyen, düzenlemekle kalmayıp kavramların içini boşaltan, kapitalizmin akışkan dü­zeneğine destek sağlayan aktörler.

Aker, Şarlatan’ı (Žižek ve Harari), “Thomas Moller Niel­sen’ın üç ayrı makalesinin yer aldığı özel bir toplam.” şeklinde tarif ediyor. Aker’e göre Nielsen, Türkiye’de ara ara gündeme gelen sonradan unutulan konuların usta arşivcisi. Nielsen, dünya pazarında gerçeğin pazarlanmasına karşı olan ola­ğan akışın konforlu işlerliğine müdahale eden sivri bir dil. Dolunay Aker, kitabın nihaî hedefini ise şöyle açıklıyor: “Türkçede ilk defa bir araya gelen bu makalelerin belirli bir niyeti temsil ettiğini söylemek gerekiyor. Euro şarlatanlara, akademik aymazlığa karşı gerçek, samimi, entelektüel bir mevzi oluşturmak.”

Irkçılık

Şarlatan’da ilk yer verilen makale, “Žižek’in Gerçek Yüzü” başlığını taşıyor. Nielsen, yazısına Žižek’i sert bir dille tanımlayarak başlıyor: “Ürettikleri beş para etmez meşhur ‘solcu’ ‘filo­zof’ hem bir ırkçı hem de bir gericidir. Solun onunla hiçbir işi olamaz.” Nielsen, makalesinde Žižek’in ırkçılık yaptığını ifade ediyor, hatta son yıllarda büyük ölçüde eleştiriler al­masına sebep olan 2016 tarihli Against the Double Bla­ckmail: Refugees, Terror and Other Troubles with the Ne­ighbours (“ADB”) adlı kitabında dile getirdiği İslam ve Avrupa mülteci kriziyle ilgili iddiaları ayrıntılı bir şekilde inceliyor.

Thomas Moller Nielsen’e göre Žižek, batının mülteci krizine sebebiyet vermesinde önemli bir sorumluluk taşıdığına, Av­rupa’nın (bundan ötürü) ahlaki açıdan kabul edile­bilir olanı yapması ve kapılarını mültecilere açması ve krizin temel nedeniyle baş etmek için Afrika ve Orta Doğu’daki yıkıcı ekonomik politikalara ve askeri girişimlere tamamen son vermesi gerektiğine inanıyor.

Žižek, ADB adlı kitabında, Samu­el Huntington’un İslam ile Batı dünyası arasındaki meşhur “medeniyetler çatışması” tezini açıkça sa­vunuyor, “Kesinlikle medeniyetler çatışmasının (Hıristiyan Batı ile radikal İslam’ın) ortasındayız…” diye yazıyor.

Kitabın sonuna doğru “Mültecilerin çoğunun Batı Avrupa’nın insan hakları nosyonlarıyla bağdaşma­yan bir kültürden geldiğinin bariz bir gerçek oldu­ğunu” açık bir şekilde belirtiyor.

Nielsen, Žižek’in tezini, “Huntington’ın defalarca çürütülmüş tezinin me­zarını kazmak kuşkusuz kendine ‘radikal solcu’ diyen birisi için oldukça tuhaf -ayrıca kışkırtıcı- bir şeydir.” ifadeleriyle eleştiriyor.

Gericilik

Yazar Nielsen’a göre Žižek’in sadece ilerici solu değil, daha pek çok kişiyi son derece rahatsız eden görüşleri yal­nızca mülteciler konusuyla sınırlı değildir. Bunlar­dan birkaçını listelemek gerekirse, 2016 ABD başkanlık seçimlerinde açıkça (ve o zamandan beri de gururla) Donald Trump’ı desteklemiştir. Fransız seçmenlerin 2017 Fransa başkanlık seçiminin ikin­ci turunda AB ve NATO yanlısı, neoliberal Emma­nuel Macron ile AB ve NATO karşıtı -Fransa’daki Müslüman göçmenleri Nazilerle kıyaslayan- neofa­şist Marine Le Pen arasında bir “yanlış bir tercih” yapılmasından ötürü çekimser kalmasını tavsiye etmiştir. Avrupa’nın mülteci krizini çözümlemesinin potansiyel bir yolu olarak evrensel zorunlu askerli­ğin getirilmesi de dâhil olmak üzere “toplumun kü­resel militarizasyonunu” yasalaştırması gerektiğini tavsiye etmiştir. Batı’nın IŞİD’i yenilgiye uğratmak için terörizme bulaşması gerekebileceğini, ([IŞİD’i] yok etmek için Sol-liberal’in klasik “Teröre terörle karşılık verilmez, şiddet yalnızca daha fazla şiddet doğurur,” nasihatinden kaçınmamız gerektiğini) önermiştir.

Tekrarcılık ve Akademik İhlal

Thomas Moller Nielsen, makalesinde Žižek’in yılda ortalama 48 kitap yazmasını da şüpheli bularak yeriyor.

Nielsen’in ifadesiyle İngilizce yazmaya başladığı 1989 yılından beri Žižek sadece İngilizce, yılda ortalama bir kitabın çok üzerinde bir rakam olan 48 kitap yazmıştır. Üstelik bu dönemde çok sayıda belgesel filme imza atmış, rol almış, halka açık yüzlerce konferans, televizyon ve gazete röportajları vermiş, çok sayıda gazete ma­kalesi ve hepsinden önemlisi 16 tane de Slovence ki­tap yazmıştır.

Peki Žižek’in neredeyse tüm eserleri “müzik videolarından Marx’a kadar her şeye uzanırken” bu kadar çok şeyi yazmayı nasıl başarmıştır? Nielsen’e göre bu soruya üç cevap verilebilir:

Bunun bariz ilk sebebi, Žižek’in neredeyse tüm kitaplarının olmazsa olmazı yazarlardan alıntılar yapıp (tabii ki geniş kapsamlı) hemen hemen aynı konuları tartışmasıdır.

Žižek’in bu kadar çok yayın yapmasının ikinci nedeni, akademide kabul görmüş pratikleri oluşturan kuralları esnetmesidir. Žižek özellikle henüz görmediği filmler hakkında yazmış, opera ve filmlerin açıklamalarını Vikipedi’den alıntılamış, kitapların kendisinden ziyade tanıtım yazılarından alıntı yapmış, kuantum mekaniği felsefesi gibi çok az aşina olduğu ve/veya çağdaş edebiyat gibi çok az ilgilendiği konular hakkında yazmış ve özellikle de tuhaf bir bölümde beyaz ırkın üstünlüğünü savunan bir dergiden intihal yapmıştır.

Žižek’in üretkenliğinin üçüncü ve belki de en önemli nedeni kendinden intihal yapması ya da daha nazik bir dille söylersek, çok fazla malzemeyi tekrarlamasıdır.

Şarlatanlık

Gazeteci Nielsen, Şarlatanlık başlığı altında Žižek’in çalışmalarının bir başka önemli -belki de en önemli özelliği- olan tutarsızlığına değiniyor. Nielsen bu sonuca, Žižek’in kitaplarını derinlemesine inceleyerek varıyor.

Nielsen, ilk olarak internet sitesinde “Birleşik Krallık’ta çok satan ciddi kurgu dışı eserlerin önde gelen yayıncısı” olduğunu ve “kitapları[nın] kalitesiyle ve düşünce özgünlüğüyle meşhur” olduğunu iddia eden yayınevi Penguin’s Allen Lane’in yayınladığı Güpegündüz Hırsız Gibi adlı en son kitabını ele alıyor.

Peki kitap ne ile ilgilidir? Kılıfta yazan açıklamaya göre kitap, bilim ve teknolojiyle ve özellikle de bunların gelecekteki (ve şimdiki) insan toplumunun ve siyasetinin üzerindeki etkisiyle il­gili görünüyor. Nielsen aslında kitabın teknoloji ve bilimle ilgili olmadığını şöyle belirtiyor: “Ancak kitapta hızlı bir şekilde ilerlerseniz, bir kitabı kapağına göre -yahut giriş kısmına veya (alt)başlığına göre yargılamamak hakkındaki eski atasö­zünü hemen hatırlarsınız. Bu kitap teknolojiyle ilgili değildir. Bilimle ilgili değildir. “İnsan sonrası kapi­talizm çağında güç” ile ilgili değildir. Aslında kitap hiçbir şeyle ilgili değildir. -Eğer bir şeyle ilgiliyse- o da büyük ölçüde cinselliktir.”

Nielsen, yazısının devamında Žižek’in kitaplarının lanse edilen bilimsel konu ve başlıklarla ilgili olmadığını kitapların içeriğinden ayrıntılı örnekler vererek okuyucuyla paylaşıyor.

Thomas Moller Nielsen, “Pişman Olmayan Şarlatanlık” başlıklı makalesinde ise ırkçılık, tekrarcılık, gericilik ve şarlatanlık suçlamalarına karşı Žižek’in verdiği yanıtları değerlendiriyor.

Nielsen, entelektüel dünyada Marksist görünen Žižek’in aslında sol ideolojiye zarar veren bir isim olduğunu şöyle kaleme alıyor: “Gelgelelim oldukça kesin olarak söyleyebileceğim şey, Žižek’in şöhretinin etkisinin küresel sol için ol­dukça zararlı olduğu ve muhtemelen de zarar verme­ye devam edeceğidir. Sağcılar onunla alay edip onu salak, solcu Marksist entelektüelin tipik bir örneği olarak görmektedirler (ve haklı sebepleri de vardır).”

Yazar Nielsen, gerçek solculara ise şu tavsiyelerde bulunuyor: “Biz solcuların yapması gereken şey Žižek’in çok nadir yapabildiği bir şey olan eleştirel yetilerimizi kullanmak ve bilhassa yanlış bir ikilem gördü­ğümüzde onu fark etmektir. Daha detaylı olarak benim görüşüme göre sol, Žižek’i sahtekâr bir palyaço ola­rak ifşa etmeli -ve tercihen reddetmeli- ve onu açık­ça ilericiliğin bir parodisi, akademinin yüz karası ve yozlaşmış bir medya sisteminin ve son derece yok­sullaşmış bir entelektüel ortamın vücut bulmuş hali olarak ilan etmelidir.”

Harari Çağımızın En Büyük Düşünürü Müdür?

Thomas Moller Nielsen, “Güce Konuşan Kurgular” başlıklı üçüncü makalesinde ünlü tarihçi akademisyen Yuval Noah Harari’nin bilimselliğini sorguluyor. Nielsen, “Kuşkusuz her şeyi bilen birisi yoktur, ama bunu amaç edinmiş bir entelektüel var ise o da Yuval Noah Harari’dir. Tartışmalı bir Oxford tahsili yapan İsrailli akademisyen, 2011’de İbranice yazdığı Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi adlı kitabının 2014’te İngilizceye çevrilmesiyle dünya çapında bir üne kavuştu.” ifadeleriyle tanıtıyor Harari’yi.

Nielsen’in aktardığı bilgilere göre Harari, 2014 tarihinden itibaren çok-satan iki eser daha yazdı: 2016’ta yayınlanan Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi ve 2018’de yayınlanan 21. Yüzyıl için 21 Ders. Harari’nin eserleri 35 milyondan fazla sattı ve 65 farklı dile çevrildi. Çeşitli gazeteler tarafından övgüyle karşılanan bu eserler entelektüel Jared Diamond, eski ABD Başkanı Barack Obama, Facebook’un kurucusu, milyarder Mark Zuckerberg, Nobel Ödüllü romancı Kazuo Ishiguro ve Akademi Ödülü sahibi Natalie Portman gibi pek çok farklı ismin takdirini kazandı. TED Konuşmaları milyonların üzerinde izlenen Harari, Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomi Forum’unun da konuğu oldu. The London Times ise daha da abartarak Harari’yi “çağımızın en büyük düşünürü” ilan etti.

Nielsen, “O zaman Harari gerçekten ‘çağımızın en büyük düşünürü’ müdür? Yoksa kitleleri eğlendirmeye ça­lışan akademik bir şarlatan mı?” diye soruyor. Cevabını da yine kendisi veriyor: “Bu makalede cevabın ikincisi, hatta çok daha beteri olduğu savunulacaktır. Detaylandırmak gerekirse, Harari’nin dünya görüşünün tutarsızlık ve karışıklıklarla dolu olduğunu, o büyük yeteneğiyle de amaçsız ve spekülatif fütürolojiyi entelektüel ve ciddi bir işmiş gibi kakaladığını tartışacağım. Üstelik, Harari’nin küresel neoliberal elitlerin takdirini ka­zanmasının nedeni olarak, onların temel varsayım­larını ve değerlerini neredeyse hiç eleştirmediğini ve geleceğe dair vizyonuyla direkt onların dilinden konuştuğunu göstermeye çalışacağım.”

Gerçeklik Testi

Nielsen, ontolojinin ya da neyin var olup olmadığı konusunun, tarihin en büyük düşünürlerinin kafa­sını her daim meşgul etse de, Harari’nin konuyu açıkça çözdüğünü iddia ettiğini belirtiyor.

Nielsen’e göre Harari bu ilkel sorunun çözümüne o kadar hayran kalmış ki bunu 21 Ders’te motamot tekrarla­mış, hatta buna bir isim bile vermiştir: “Gerçeklik testi”. Harrari’nin önermesine göre bu test basittir: Sözde bir canlı acı çekebiliyorsa gerçek, çekemiyorsa değildir.

Yazar Nielsen’e göre Harari’nin ontolojisi kendi dünya görüşündeki tek karmaşık ve kafa karıştıran yön değildir. Episte­molojisinde de -yani, kişinin haklı olarak bildiğini id­dia edebileceği türden savları yorumlarken- benzer tutarsızlıklar vardır.

Nielsen, makalesinde ayrıntılı olarak Harari’nin ontolojisi ve epistemolojisindeki tutarsızlıkları irdeliyor.

Yaşam Koçluğu

Nielsen, Harari’nin yaşam koçluğu misyonunu da sorguluyor. Ona göre Harari, insan türünün tarihini anlatmanın, hepi­mizi algoritmaların ya da insanüstü oligarşilerin yö­neteceği bir geleceği tahmin etmenin ve yarım yama­lak felsefî kuramlarla meşgul olmanın yanı sıra sık sık okuyucularına yapay, derin ve yarı aforizmasal tavsiyeler (veya Harari’nin deyişiyle “dersler”) ve­ren yaşam koçluğuna so­yunuyor: Esasen, Harari’nin verdiği tavsiyelerin çoğu “Eğer bir şeyi gerçekten önemsiyorsan, ilgili bir kuruluşa katıl,” gibi gülünç derecede sıradan ya da “Eğer kendinizi bir nefes alış süresi boyunca ger­çekten izleyebilirseniz, her şeye vakıf olursunuz (21 Ders, 281),” gibi örtük ve uygulanamazdır.

Harari, yaşam koçluğuna ilaveten tarihsel, ahlâkî ve politik meseleler hak­kında oldukça tartışmalı yargılar dağıtmaktan da hoşlanıyor. Örneğin -karşıt onlarca kanıta rağ­men- ABD’nin Japonya’ya nükleer bombalar yağ­dırmasının pek çok hayat kurtardığı ve İkinci Dün­ya Savaşı’nın bitmesi için gerekli bile olduğunu öneriyor.

Nielsen, Harari’nin aslında bir kapitalist olduğunu ve dünyada güç sahibi olan ekonomik elitleri yücelttiğini de yazıyor. Nielsen’e göre Harari, siyaseti büyük oranda ekonomik ve siyasi seçkinler arasında yaygın neoliberal ortodoksluğun sınırları içine sıkı sıkıya yerleştirmektedir. “Serbest piyasaların” sıkı bir destekçisi olduğu kadar, bunları Batı’da (pek çok şeyin yanında ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar dünyadaki en korumacı ülke olduğu gibi münasebetsiz bir gerçeğe rağmen) eşi benzeri görülmemiş bir refaha yol açtıkları için övmektedir.

Nielsen’in ifadesiyle en önemli şey ise Harari’nin zengin ve güçlülere olan hürmetkâr -hatta kimilerine göre yaltakçı- tavrıdır. Bundan ötürü Harari’nin kitap kapakları eski başkanların, milyarder orligarkların ve meşhur oyuncuların övgüleriyle süslenmiştir, fakat kitapların kendileri ekonomik seçkin güruhuna yönelik bol, açık veya örtük övgüler içermektedir.

Gazeteci Nielsen’in özetiyle Harari sanılanın aksine hiç de öyle apolitik falan değildir. “Medeni­yetler çatışması” tezine olan sempatisi ve nükleer bombalara olan bariz sevgisiyle siyasî yelpazenin barışçıl kısmında duran pek çok kişinin bam teline bassa da ahlâkî ve politik görüşleri tam da küresel elitlerden (yahut taraftarlarından) beklenecek türde­dir: Sosyalizmi ve sağcı popülizmi eleştiren bir “ser­best piyasa” yanlısıdır. Zengin ve güç sahibine, ona duyulan hayranlıktan bile fazla bir hayranlık besle­mektedir.


görsel: C. M. Duffy

https://www.cmduffy.com/


Diğer Yazılar

bir dakika

Dış kapıdan çıktım. Sokağa adım atınca Gizli Yüz’ü biraz düşündüm. Bu filmleri böyle anlaşılmaz ve soğuk yapan şeyle…

Name As A Form Of Home: Writing on Qinyuan Lei’s “The One Who Runs Away Is the Ghost”

International Documentary Film Festival Amsterdam (IDFA) is known as a safe bet for works involving highly personal…

after hours

We made it -Not a lie!- We’ve made everything -roar a hurray to us!- We’ve created a pulp electri…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .