© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

‘kısa olan’ın psikesi I: The Last Day of Patriarchy

Kasım 28, 2023
Barış Akgüney

Paylaş

Meme cinsel bir organ mı? Ya da cinselliğe yardım eden bir organ mı? Besin veren, yaşatan, doyuran anlamının önüne cinsel anlamı nasıl geçiyor? Öyle ya da böyle meme önemli. Büyük mü, küçük mü, dik mi, sarkık mı, yuvarlak mı, doğu batı mı, damla mı, çan mı? Sayısız meme biçimi sayısız meme erotizmi ve estetizmi yaratıyor. Belki bunun bir sonucu olarak meme kadın bedeninde çok fazla müdahale edilen bir organ. Meme üzerine uzman olan plastik cerrahların sayısı artıyor. Aslında son derece hayati olan diğer anlamı da gölgede var olmaya devam ediyor. Bu iki yüzü birbirinden değerli madalyon boynumuzun altında, hep gündemimizde sallanıp duruyor. Memeye verilen ikincil değer (cinsellik) yeni değil tabi. Geleneksel edebiyatımızda, kolektif bilinç dışımızı yansıtacak şekilde, çok geniş yelpazede işlenip durmuştur mesele. Evet meme bir meseledir. Metaforları banyo edip ipe düzecek olsak karşımıza nasıl bir sergi çıkardı acaba. Coğrafyamızda meme kategorilerinin dağılımı açısından akademik bir çalışma bile yapılabilir bu veriler ışığında. Belki üst katta birileri bir gün bir meme antolojisi yapmaya kalkışabilir başka bir paralel evrende. Biz ise yolumuza memenin başka bir anlamı üzerinden -belki Lacan’ın kastettiği gibi yegane anlamı, devam edeceğiz.

Olmo Omerzu’nun enfes kısa filmi Patriyarka’nın Son Günü’ndeki Ivo karakteri üzerinden biz de memeyi görmeyi ve belki de tutmayı deneyeceğiz bu yazıda. Önümüzdeki sanat eserinin, onu yaratan yönetmenin ve ona can veren oyuncunun kozmik paydaşlıkta duyurduğu şeyi ve bu duyumun dimağımızda çağrıştırdıklarını birlikte süzüyor olacağız.

Ivo ölüm döşeğinde yaşlı bir adam. Kalp yetmezliğinden yoğun bakım ünitesinde. Ailesi ve bir iki çok yakın dostu yanında. Herkes onu uğurlamak için hazır. Onun her açıdan ununu elemiş eleğini asmış bir adam olduğunu görüyoruz. Fakat gözünün asılı elekte kaldığını da anlamamız uzun sürmeyecek gibi. Etnografik sanatla uğraştığını biliyoruz. Bu biriktirme, birikene hürmet etme meselesi bizim için önemli. Çünkü anlam arayışının birinci basamağı geçmişe gitmek orayı kurcalamaktan geçiyor. Ivo’nun nasıl bir anlam aradığını henüz bilmiyoruz fakat hayatı boyunca aradığını uğraşlarından ve koleksiyoner olmasından çıkarmayı deniyoruz. Neyse ki yönetmen çırpınışımızı görüyor ve bize birkaç ipucu verecek oluyor. Bir dakika bile sürmeyen bu ipucu sahnede Ivo’nun anlam arayışına dair izleri netleştiririyoruz. Diplomalar, koleksiyon parçaları, seçkin bir kütüphane ve dahası… Kültürün, yaşanmış ve tamamlanmış olanın, yarattığımız ve içine yaratıldığımız şey yani kimliğe dair izler bunlar. İlk basamakta karakter geçmişte yani olmuş olanlarda arıyor her ne arıyorsa.  Orada ne buldu, bulduğu ona ne kadar yetti bilmiyoruz. Öyle ya da böyle bir basamak daha çıktığına göre bu ilk durağın Ivo’yu yeterince tatmin etmediğini varsayabiliyoruz ancak. Bir basamak daha çıkıyor çünkü film bizi Ivo’nun yeni arayışlarına doğru götürüyor. Bu yeni basamak hiç kuşkusuz onun ilişkileri. Yan roller sayesinde onun gençliğinden beri çok karizmatik olduğunu, çapkın bir adam olduğunu, kadınlara zaafı olduğunu, hayatı boyunca çok kadınla birlikte olduğunu, hatta genç kızları taciz ettiğini anlıyoruz. Belki bu son antagonist öfkeyle böyle söylüyor ki öfkesinin nedeni de merak konusu fakat biz de Ivo gibi ona ilgi göstermeyeceğiz. Yönetmen yine çok ustaca bize ilişkilerinde de hep arayışını sürdürmüş bir Ivo tablosunu saniyeler içerisinde çiziyor. Bu kadar dar bir alanda bir hayatı özetleme kabiliyeti kısa filmin ne kadar üst bir entelektüel aktivite olduğunu görmek için güzel bir örnek olabilir. Zira Orson Welles hemen hemen aynı yoğunlukta ve temada geçen başka bir hayat hikâyesini hızlandırarak 119 dakikaya zor sığdırmıştı.

Hasılı artık sahne kuruldu. Oyun başlamak üzere. Başoyuncumuz Ivo bütün bu hayatı yaşamış ve şimdi onun sonuna gelmiştir.  Karakterimizle ilk yakın karşılaşmamızda yüzünün tiyatroda ağlayan maskeye benzediğini görürüz. O da Demokritos gibi sert tabiatlıdır. Oğluyla ve Olga ile iletişimi bunu destekler. Yine de kendisini görmeye gelen torunu ve onun kız arkadaşını gülerek karşılar. Bu gülme yine oldukça hatları belli olan ve ancak yeteri kadar olan bir gülmedir. Ivo’nun ölüm döşeğinde bile bırakmadığı şey karizmasıdır. Torunu kız arkadaşını takdim ederken Ivo’nun onu dinlemek yerine genç kadına gözlerini diktiğini ve bu kez de gülen yüz pozu verdiğini görürüz. Her iki maskede anlamsızlık karşısında melankoliktir. Bu olağanüstü geçişle Ivo’nun anlam arayışının artık üçüncü basamakta devam ettiğini yani bu yaşamın kendinden başka bir anlamı olmadığını kabul etmenin eşiğinde olduğunu düşünürüz. Onun için etrafındaki koşturmaca artık büyüsünü kaybetmiştir ve acıklıdır. Olanlar karşısında iki karakteristik dışında tepkisizdir. Bazen ağlayan olur bazen gülen. Her ikisinde de yaşamı yadsır. Fakat torunu ve onun kız arkadaşıyla karşılaşmasında Ivo aniden yeniden ümitlenir gözünü açar ve çok uzatmadan ne istediğini torununun kulağına söyler. Artık son anlarını yaşayan yaşlı İvo gençkadın Nina’nın memesine dokunmak istemektedir. Bu istek bir kriz yaratır. Nina bunu yapmak istemez ve odadan çıkar. Bekleyenler taraflara bölünür ve ne yapılacağı tartışılır. Bu kızın hoşuna gitmez. Kendisi karar vermek ister. Yönetmen genç kadının diğerlerinin işine karışmasını protesto etmek için içeri girmeye karar verdiğini ima eder. Fakat kadının bu kararı böyle almadığını sonra anlarız. Nina’nın bu seçimi başka bir yazının konusu olabilir. Fakat bu yazında yalnız bir protagonistimiz olduğu için oradan devam edeceğiz. Nina odaya girer ve Ivo’nun yanına yaklaşır. Yönetmen kadın ile yaşlı adam arasındaki karşılıklı çekimi (tele ilişkisi) son ana kadar anlamlandırmayarak adam için bir yüzleşme anı kurgular.

Nina Ivo’nun elinden tutunca o uyanır ve kızın yüzüne bakıp gülümser. Genç kadın ilk önce karnını açar ve Ivo aniden bozulur. Çünkü kız hamiledir. Ivo elini çekmek istese de kız ilk önce karnını sonra da memesini tutturur. Ivo bundan çok rahatsız olur fakat karşı koyamaz. Ölüm döşeğindeki bir adamın güçsüzlüğünü ilk kez bu sahnede net görebiliriz. Kız odadan çıkar ve sahne tamamlanır. Ivo çok çarpıcı bir gerçekle hayatı boyunca aradığı şey ile sahnede karşı karşıyadır. Sanılanın aksine Ivo’nun meme isteği cinsel bir dürtüye dayanmamaktadır. Bütün yan roller bunu böyle sanmaya devam eder. Fakat Ivo öyle olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyadır. Yan roller yaşlı adamın son isteği yerine geldiği için rahatlar, Nina çocuğunu gizlemekten kurtulmuş ve bunu partnerine kabul ettirmiş olarak onunla birlikte rahatlar. Fakat Ivo için tablo bambaşkadır. Ivo bu sahnede aslında anne rahmindeki bir bebekle tele ilişkisi kurduğunu, Nina’da onu çeken şeyin cinsellik değil annelik olduğunu anlar. Ivo anne karnındaki bebek ile tele ilişkisi kurmuştur çünkü onunla ihtiyaçları aynıdır. Her şey geride kalmak zorundadır. Bir tarafta yaşam döngüsü tamamlanmaya hazırlanırken diğer tarafta başlamaya hazırlanmaktadır. Hasta ve yorgun Ivo da anne karnındaki bebek de bir beze sarılmayı beklemektedir. İkisi de bakıma muhtaçtır ve ihtiyaçları aynıdır. Ivo’nun yaşamı boyunca tatmin etmeye çalıştığı anlam arayışının aslında kendine dair eksik bırakılan bir ihtiyaçtan doğmuş ve bu kadar gürleşmiş olması muhtemeldir. Orson Welles sonda kızağı göstererek bu basitliği ne kadar abarttığımızı, filmin içinde ve perdenin karşısında, bize göstermişti. Olmo Omerzu ise adeta ne önemi var ki diyor. Öyle ya da böyle bütün hırsların, çabaların, anlamların, yüksek ideallerin altında hep çok temel ve basit bir insani ihtiyaç yatıyor.

Anneler bilir insan sütünün rengi sık sık değişir. Bebeğin bağışıklık sistemindeki zorlanmalar adeta annenin süt bezleriyle bir tele ilişkisi kurar. Bu bir bedenin başka bir bedene ihtiyacını duyurmasından başka bir şey değildir. Karakterimiz Ivo sarılıp sarmalanmaya, korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, doyurulmaya -ki bunların hepsi memenin sayısız işlevlerinden birkaçıdır, ihtiyaç duymaktadır. Bunu etrafından göremez ve umutsuzca beklerken odaya giren Nina’yı seçer. Ivo da herkes gibi bu çekimi cinsellik olarak anlamlandırır ve hala güçlüyüm ve ilişki kurabilirim inancına tutunur. Bu seçimin asıl anlamını kavraması artık o seçime neden olan ihtiyacını da anlamasına sebep olur. Belki bütün ömrü boyunca kariyeriyle, başarılarıyla, elde ettikleriyle, romantik ilişkileriyle baş etmeye çalıştığı boşluk trajik bir şekilde dolmuştur. Ivo ölmeden önce aradığı şeyi anne şefkatini Nina’dan görmüştür. Trajik olan ise bu boşluğu doldurmak için hayatı boyunca gösterdiği çabaların beyhude oluşuyla yüzleşmesidir. Nina ve Ivo arınmayı (katarsis) bambaşka duygular içerisinde yaşar. Nina yeni alacağı rol olan annelikle karşılaşır ve ümitlenir. Ivo’nun ne hissettiğini kestirmemiz ise neredeyse imkânsızdır. Bu trajedi karşısında hafif açıkağız ve düz birbirine paralel dudaklar ile Ivo adeta donmuştur. Görünen o ki yönetmen Ivo ile empati kurma hakkını sadece onu canlandıran oyuncuya bağışlamıştır. Pek kıymetli bir psikoterapistin de dediği gibi “Hayattan ne istediğinizi iyi bilmelisiniz ve bundan emin olmalısınız, çünkü gerçekleşebilir.”


Diğer Yazılar

bir dakika

Dış kapıdan çıktım. Sokağa adım atınca Gizli Yüz’ü biraz düşündüm. Bu filmleri böyle anlaşılmaz ve soğuk yapan şeyle…

Name As A Form Of Home: Writing on Qinyuan Lei’s “The One Who Runs Away Is the Ghost”

International Documentary Film Festival Amsterdam (IDFA) is known as a safe bet for works involving highly personal…

after hours

We made it -Not a lie!- We’ve made everything -roar a hurray to us!- We’ve created a pulp electri…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .