© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

houdini

Mayıs 2, 2024
Hasan Cem Çal

Paylaş

Bir yıldızın imgesi hiçbir zaman tekboyutlu olmadı. Yıldızı tanımlayan bağlam da (“film yıldızı” vesaire) bu gerçeği hiçbir şekilde değiştirmez. Kendini en nihayetinde bir aynadan, yansıtıcı bir yüzeyden gören ve gösteren kişidir yıldız. Ve bu yansımanın ikili anlamı, reflection ile transmission, yıldızın imgesini hem kendi nezdinde hem de diğerlerinin nazarında kuran, oluşturan şeydir; sanallaşan ve yayıladuran bir şey olarak. Aynadan yansıma, ekrana yansıma. İmgesi bir hayalet gibi süzülen bir şey olarak stardom.

Ben duygusunun mevcudiyetini ve bu duygunun abartılı hissini mümkün kılan mecralar söz konusu olmasaydı, yıldız da var olmazdı. Bunların ilki, yansıma yaratan doğal bir yüzey olarak su yüzeyidir ki Narkissos mitine konu olan maddenin su (ya da dere) olması da bundandı. Ayna icat edildiğinde ise bir başka aşamaya geçildi: Kendi kendine yansıyan aynaların yarattığı sınırsız kopyanın modeli olan kendilik ya da sonsuz ben. (Marshall McLuhan egonun ayna mecrasının icadıyla bugün anladığımız hâline kavuştuğunu ileri sürerken yanılmıyordu.) Ben ideasının bütünlüklü oluşumu, nüanslanışı. Film ise yalnızca bu ideanın hareketlenişinden ibaretti, hem kendi içinde hem de dışarıya doğru: “Büyük ekran”da, tüm canlılığıyla görülen ama aynı anda birçok yerde, zaman-mekân aşırı var olan ben ya da basitçe, medyatik bir Tanrı.

Üçüncü aşama ise “karanlık ayna”yla birlikte gelir: Yalnızca yansımayan, kendi kendine yansımakla da kalmayan, hatta etrafa dağılmakla dahi yetinmeyen, ama herkesin dağıtmak, “paylaşmak” istediği bir benlik. Öncelikle video, sonrasında ise internetle değişen anlamı budur yıldızın: Herkes odur ve o herkestir ve bu onun kendi ile herkes arasına çekebileceği olası bir sınırı imkânsız hâle getirir (Bu yüzden yıldızlar hep “Ben herkesim” der). Gerçek bir yıldızın imgesi kendisi gibi hareket etmez, eğer ki kendilikten söz etmek mümkünse bu raddede. Ve ayrıca, yalnız olduğunda bile herkesle birliktedir o. Gerçek ile sanal arasındaki müphem sınır, kalabalık bir yalnızlık. Ve ruhun en karanlık gecesi: Marilyn Monroe’nun intiharı. Düz anlamıyla yıldızlar gökyüzünde kayar, mecazi anlamıyla yıldızlar ise dünyanın etrafında, tektonik tabakalar gibi: Bir sörf tahtası olarak şişirilmiş benlik, bir dalga olarak benliğin viral imgesi. Su gibi akmak, sonra buharlaşmak: Eterik kendilik.

Dua Lipa’nın Houdini’si (“Houdini” parçasının video klibi) bu imgeyi imgeselleştirmekten başka bir şey yapmıyor esasen. Bir yıldız olarak, kendi imgesinin imgesini oluşturuyor. Bir saniyelik screen time’ın bile yeteceği biri aslında o, dolayısıyla “şöyle bir” görünse de olurdu, ama bunu tercih etmiyor. Görünme şekli üzerine ya da üzerinden görünüyor daha ziyade. Bir yıldız olarak imgelenmiyor, yıldız imgesinin parçası ya da nesnesi olarak imgeleniyor diyelim (Training Season’da da böyle imgelenecekti). Özfarkındalığın özdüşünümselliğe evrildiği bir müzik videosu Houdini.

Houdini karşılıklı duran, birbirine bakan ayna-duvarların bulunduğu bir salonu mesken ediniyor, Dua Lipa da orada. Hem reel hem de sanal bir figür olarak. Bu müzik videosunda üç düzey var yıldızın imgesini oluşturan ve yansımanın yarattığı sanallığı ve çoğulluğu dışavuran: aynanın basit sanallığı, aynaların sonsuz sanallığı ve sanallaşan imge.

Aynanın basit sanallığı, bu sanallığın bayağılığından ileri gelmez. Söz konusu olan reel imgenin reel bir yansıması olarak imge değildir. Daha ziyade aynadan yansıyan, kendi mevcudiyeti olan, reelden bağımsızca hareket eden, onunla senkron olmayan bir imgedir ki onu sanal yapan da budur (Ayna basitçe yansıtmaz, ama kompleks bir şekilde yansır: Bir başka evrene açılan kapı, bir portal). Daha en başta bunu anlarız: Dua Lipa yalnızken bile yalnız başına dans etmez. Her zaman ikilidir, en az ikilidir o: Kendi kendisiyle dans eder. Zirvenin sıkı çalışmanın yanında “kendiyle rekabet”ten ileri geldiğini boşu boşuna söylemiyorlar. Birinci olan her zaman ikincidir de, “rakip” olan ise her zaman üçüncü.

Aynaların sonsuz sanallığı, basit yani az bileşenli, ikileyici sanallığın sonsuza kaçan bir aks üzerinde çoğullaştırılmasından ibarettir. Bu düzeyde Andrey Tarkovsky’dense Orson Welles’inkine yakın bir “ayna anlayışı”yla karşı karşıyayız: Artık imge tekilliğinde sanal değildir (Mirror), ama tüm reelliğinde kendini çoğullaşacağı bir devreye, birbirine yansıyan aynaların içine ya da arasına sokmak suretiyle sanallaşır (The Lady from Shanghai). Dua Lipa’nın hem kendi sanal imgesiyle hem de onu çevreleyen, kendi imgesinden türettiği dansçılarla birlikte dans etmesi bundan. Birbirine yansıyan aynalar figürü çoğullaştırır ama aynı zamanda bu figürün zihnine yansıyan çoğulluğu da dışavurur: Klibin imgesi yavaş yavaş aynalara bakan ve vuran figürün, bu örnekte Dua Lipa’nın zihnini yansıtır: Yansımalı bir zihinsel-imge. (Bu çoğulluğun eril karakteri ise bir rastlantı değil: Bir tanrıça her zaman “arzu kölesi” olarak erkeği imgeler, zira erkektir onun zamana tabi olmayan imgesini, mükemmelliğini, eternal youth’unu seven, Illusion klibinde olduğu gibi.)

İlk iki düzeyin birbirini izlemesinde olduğu gibi, üçüncü düzey de ikinciyi izler ve sanallığı sınırlarına iter: Videonun başından itibaren aynalar arasında tıpkı Dua Lipa gibi dönüp duran ve bir yansıması hiç mi hiç bulunmayan kamera ya da göz, yer yer aynaların içine girer ve bir kere girmeye görsün ya da dursun, artık hangi imgenin reel hangisinin sanal olduğu bile sezilmez bir hâl alır. Reel ve sanal arasında gidip geliş de, klipte bir “göz kırpma” ya da “açma kapama” efekti olarak zuhur eden dans çevrimi de (yalnız başına ve kalabalık hâlinde dans etme, dairesel dans ve ayna labirenti) bu durumu değiştirmez, diyelim ki reeli ihya etmez. Hatta reel ile sanal arasındaki bu devridaimin bile sanalın imgeye total hükmünden ileri geldiğini söyleyebiliriz. Reel başlayan imge son kertede sanallaşır o hâlde ve sanal imgenin hakikati ortaya çıkar: Asıl ayna ekranın kendisidir ve tam manasıyla yıldız imgesini de oluşturan odur: Yıldız tüm bu düzeylerden aşama aşama geçer ve kendi imgesi, kendisinin bildiği imge artık ekrandakidir: Bir reel imgesi yoktur onun. İmgesinde çözünür, hatta hâlihazırda çözünmüştür. İllüzyon onun değil bizimdir ve bunu biliriz içten içe: Ona bir gerçeklik atayarak değerini azaltırız onun, oysaki o hiçbir zaman gerçek olmamıştır ve gerçekle ayartılamaz, kandırılamaz. “Illusion”ın liriğinde dendiği gibi: Don’t know who you think that you’re confusin’.

O zaman Houdini özelinde yıldız imgesinin eksiksiz bir ifadesini görüyoruz. Eksiksiz, çünkü yıldız imgesini oluşturan üç öğeyi de kapsıyor, tek bir imgede billurlaştırıyor, yoğunlaştırıyor: yıldızı kuran imge olarak sanal imge, bu sanal imgenin kopyalanmasıyla oluşan sanal imge ve bu imgelerin baz aldığı modelin, yıldızın bu imgeleri kendini var ederken baz almaya başlamasıyla beliren sanal imge. Burada sanallığın, imgesel düzeyde üç anlamıyla yüz yüze gelinir: önce modelden kopan imge vardır, sonra modelden kopan imge çoğalır, son olarak ise çoğalan imge modeli tanımlamaya başlar ve ortada reel demeye layık hiçbir imge kalmaz. Yıldızın imgesi, tamamen sanallığın mantığının kurallarına göre var olur bu düzeyde. Ve bunun sonucu da şudur: Yıldız kendi imgesini arzular, imgesini kurar, kendini yıldız imgesinin imgesinden üretir, türetir (Dua Lipa’nın öncülleri Miley Cyrus ama tabii ki daha da evvel Madonna’dır, 2000 sonrası tüm büyük yıldızların modeli, “retro-model” olarak), imgeden başka hiçbir şey olmadığını da böylece onar: Bir orijinali olmayan kopyanın mükemmel kopyası, glamorous bir numunedir o. Dua Lipa’nın aynayı yalaması da bundandır single’ının artwork’ünde (Cyrus da yapmıştı bunu). Bir narsisizmse bu, mükemmel bir narsisizmdir; “öteki”yle hiçbir işi kalmamıştır, tek öteki odur zira. Ve her ne kadar klibin sonunda başlangıçtaki imge olan reel imgeye dönüş gerçekleşiyor gibi gözükse de, aslında söz konusu olan tam tersidir; yani gerçek Dua Lipa’nın zihninden fışkırmış gibi duran sanallık, onu da (ya da o sanılanı da) yutmadan durmaz ki bu da dansı bitirenin sanal Dua Lipa olması anlamına gelir. Bu hipotez ise uç bir yorumunu ya da formülasyonunu şu ifadede bulur: “İzlediğiniz dans başlangıçtan beri sanaldı, siz yalnızca bu sanallığın bir çeşitlemesini izlediniz.” Yıldız imgesinin kendini imgelleştirmek için nesnesini yok ettiği bir müzik videosu ya da Houdini’nin sihirli “ya/ya da”sı: Aynı anda hem yıldız hem de yıldız imgesi imgeselleştirilemez. Kendinizi kaybederek yıldız olursunuz ve bu “orijinal kaybı” olduğunuz şeyde de dışavurursunuz. Yıldızlar kayarak var olduğundan kayarak yok olur. Bundan daha büyüleyici ne var?


görsel: Dua Lipa, Houdini, 2023, kaynak: Directors’ Library


Diğer Yazılar

oldukça “kötü” kısa filmleriyle Cronenberg

Sevgili okur, haklı olarak, başlıkta yer alan “kötü” sözcüğünün tırnak içinde olmasından ötürü, sevgisiz yazarın bur…

party 4 u

Charli XCX’in öncelikli ilgi alanı arabalar gibi gözükse de (Vroom Vroom EP’i ama aynı zamanda Crash albümü), içine …

sağlam üstünlük

Benim protestom erkeklik işlevlerinin zaman zaman talep edilen kolay çırpınışlarından ibarettir. Çünkü yalan konuşan…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .