© 2022 Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .

Neokolonyalizm Kokulu Zeytin Ağacı

Aralık 1, 2022
Biriz Aydinç Öztüzemen

Paylaş

Yazmaya başlamadan önce bir varsayımla yola çıkmaya karar veriyorum ve sağ elimin işaret parmağını sağ şakağıma dayayıp bir müddet düşünüyorum. Hatta tam Cogitodan gireyim, şüphelenmekte olan ben düşünüyorum. Hatta hatta buna zaman bileşenini de eklemek isterim Kant gibi ama işler karışacak, niyetim sapacak. Buldum. Varsayalım ki utanç hissediyorum. Varsaymayalım, direk utanç duygusuyla dolup taşıyorum. Saklamak ne mümkün? Bu ruh halini elbise gibi üstümde taşıyorum. Saklamak mümkün olsaydı yazmazdım, hiçbir şey yapmazdım. İşe gidip gelirdim. Dünyada kendini saklayan tek bir şey var o da sanat. Sanat saklar, biz insanlar asla. Onlarca sayfa yazsam, çizsem, boyasam, beste yapsam, şiir yazsam, duyumlarımı sonuna kadar tüketsem olmuyor. Çünkü belleğim ben bunları yaparken karşımdaki divana uzanmış horlayarak uyuyor. Ben geriye kalan karmakarışık şeylerle, duygular, duyum, duygulam, algılam; döktürüyorum. Görüler fışkırıyor. Boşuna. Utanıyorum, utanç doluyum. Diğer iki formu çağırıyorum yardıma; bilim ve felsefe. Felsefe diyor ki özüme bak, dine, diyorum çok uzun sürer o iş. Bir de sonu sekülerizme gider maazallah. Bilim diyor ben fonksiyoncuyum, ne anlarım algılam duygulamdan. Ama neden? Melankoliye doğru yol alıyorum, bir an evvel bulup neyse o değersizleştirmem lazım, egomun özgürlüğü adına…Freud. Freud. Freud. Neden bu utanç diye kafayı yerken bir ışık gibi patlıyor cevap önümde. Tabi ki atalarım yüzünden. Bunu daha önce niye düşünemedim? Zeytin Ağacı’na minnettarım. Hiç vakit kaybetmeden aile dizimi yaptırmalıyım, tam bir Realizm, ama önce zeytin ağacının dallarına tüm aileyi bir bir oturtmalıyım. Allah devletimize zeval vermesin, soyağacımızı çıkarttı kısa süre önce. Oradan baka baka çiziyorum ağacı. Kişiselleştirilmiş Olea purpurea. Her bir dala doğum önceliğine göre oturtuyorum atalarımı. Girit’te, Arnavutluk’ta birilerinin kulağı çınlıyor. Üstten alta. Şema tamam, sıra uzman bulmakta. Kurtarıcıyı. Ruhu tahrip olmuş atalardan yadigâr ruhu tamir edecek kurtarıcılar… Küçük adamlar ölmüş, yeni küçük adamlar ortada. Batı bayılır hikâyelerinde bu tarza. Edebiyatta delilik… Musil okuyun.

Üç gün sonra elimde dallarında çöpten adam atalarımın asılı olduğu zeytin ağacımın şeması, tramvayla utancımdan kurtulmaya gidiyorum. Tahmin yürütüyorum, kesin dedemin dedesi birini vurdu. Ya da acaba ninem anneannemi mi dövüyordu? Ya da dedem kardeşiyle küsmüş, kardeşi ölünce küs gittiği için hissettiği suçluluk duygusu utanca mı dönüştü de geldi bana yapıştı kaldı bu. Kışkırtıcı bir müphemlik… Denge yasası diye bir şey var. Jung’u severim, çok da tutarım, hatta gündelik hayatta çok rastlıyorum kendisine.  Onun kolektif bilincine de inanmak istiyorum tabi. Köklerimde var, körü körüne, ya siyah ya beyaz Aristo mantığı. Biz modernizmi es geçmiş postmodernizmle kendinden geçmiş, yine de şahsıma münhasır estetik modernizmle hemhal olmaya çalışan, tüm izmleri aksesuar olarak görünende taşımayı seven, toplantıdayken masanın altından okey çeviren bir toplum olarak hayranım bizim Aristoculuğumuza. Ne diyordum, suçluluk duygusu utanca mı dönüştü? Bir kavram başka bir kavramla bağlanmadıkça havada kalır, anlamdan yoksundur diyen kimdi, ya Deleuze ya Bergson. İkisinin de toprağı bol olsun. İşte utanç suçluluğa bir güzel bağlanıyor. Birden yaşadığım tüm duyguların genetik zincirime işlendiği düşüncesiyle ürküyorum. Torunum için şimdiden üzgünüm. Acaba anneannem mi suçlu? Komşusunun ağacının köküne asit dökecekken vazgeçti de sonra adam kendini o ağaca mı astı? Zihnimde böyle bir kod var. Birazdan çıkacağım sahnede hiç tanımadığım birileri annem babam dedem ninem anneannem olacak. Sonrası çorap söküğü gibi gelecek. İmgelem Tanrısı, kurtarıcı, Murakami misali izlekleri takip edecek, zaman mekândan ayrılacak, suçlu baba tarafı dedem çıkacak. Ve ben sessizce ölesiye ağlayacağım. Tam bir mazlum havası. Gölgelerin gücü adına. Jung. Jung. Jung. Bu post kolonyal yapıda emeği geçen herkesi kutlarım.  Ama bir pişmanlığım var, keşke zeytin ağacına değil akasyaya assaydım atalarımı. Konunun barış ve zaferle hiç ilgisi yok çünkü. Ama başardı kurtarıcım, artık ne utanç hissediyorum ne de suçluluk.

Dönüşte mutlu mesut tramvayda bu sefer ters yöne giderken kendimi ödüllendirip gigabaytlarımı harcayacağım ve tivitırda dolaşacağım. Cebimde suçlu dedemin kırmızı kalemle daire içine alındığı gözyaşından kırışmış zeytin ağacı şemam, ben o akşamüstü Gaziantep’te roket saldırısında ölen öğretmenin, aynı saldırıda hayatını kaybeden büyüyünce tır şoförü olma hayali olan daha beş yaşındaki çocuğun, arkadaşının tüfekle vurduğu on yedi yaşındaki kızın, trafik kazasında hayatını kaybeden üç tiyatrocu gencin, başına kürekle vurularak öldürülen köpeğin, torununa tecavüz eden adamın beraatının, karısını on sekiz yerinden bıçaklayan, az yatar çıkarım mimiğiyle araba camından sırıtan vahşinin haberini okuyacağım. Bitti gitti ya dediğim suçluluk ve utanç duygusu belirmeye başlayacak etimde. Sanat etle birlikte değil, evle birlikte başlarmış, eve girip bir an evvel yazmaya oturacağım. Ama biliyorum canım hiçbir şey yapmak istemeyecek, ne yemek yemek, ne film, ne kitap. Ah şu kapitalistler, her şeyi yaptılar, ikinci el zaman yapamadılar. Bergson şimdi olsa yapardı. Ben de mecbur, yatağa girip örtüyü yüzüme çekip suçluluk duygusuyla baş etmeye çalışacağım. Ama olmayacak. Kusura bakmayın ancak sizde ikilem yaratacağım, o yüzden kıymetli olacak retorik. Bencilliğin zirvesine tırmanacağım. Tek modernizm belirtisi bizdeki. Hitler’e benzer hatta beteri bir tavırla, ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar, ateş düştüğü yeri yakar, elimizde cetvel kırılan büyütülmüşlüğümle kendi kanımın izini sürecek, bunlar hep Batılılaşamadığımız için başımıza geliyor deyip ama yine de kabule zorlayan zihniyete rest çekecek ama yine de düğmeme basıldığında rolüme devam edebilecek vaziyette uykuya dalmadan önce, önce perdeyi aralık bırakacağım, sokak lambasından gelen sarı ışıkla yüzümün yarısı aydınlık yarısı karanlıkta kalmalı, anlam yaratmak için ille teknik kullanmalı; sonra, bir kez daha atalarımı bu kez akasya ağacının dallarına oturtup baba tarafı dedemi de es geçmeden hangi güne günah çıkartmaya randevu alayım diye düşüneceğim. Acaba büyük büyük ninem ne yaptı da ben böyle utanç hissediyorum? Ha Zeytin Ağacı?


Görsel: Saskia Asleep in Bed, Rembrandt, 1638.


Diğer Yazılar

oldukça “kötü” kısa filmleriyle Cronenberg

Sevgili okur, haklı olarak, başlıkta yer alan “kötü” sözcüğünün tırnak içinde olmasından ötürü, sevgisiz yazarın bur…

party 4 u

Charli XCX’in öncelikli ilgi alanı arabalar gibi gözükse de (Vroom Vroom EP’i ama aynı zamanda Crash albümü), içine …

sağlam üstünlük

Benim protestom erkeklik işlevlerinin zaman zaman talep edilen kolay çırpınışlarından ibarettir. Çünkü yalan konuşan…



© Tüm hakları saklıdır. Developped by ordek.co .